Gözlerim çağlayan oldu,bastıramıyorum feryatları mı
Yüreğim labirent sanki,içinde dönüp durmaktayım.
Ne geri dönebiliyorum,nede yol alabiliyorum.
Güzel mevlam sonunda seni bulmak var biliyorum.
Beni bende bırakma Allahım senden gayrisini,
yüreğimde bırakma...
Sana doğru yola çıktım,sürünerek geliyorum.
Sana ulaşmam için yardım et bana...SAİME
12 Kasım 2013 Salı
GÜLE
Gül nazlıdır,
Gül zariftir.
Gül sevgi ister.
Gülü sevip koklayabilmek için dikeninden tutmak gerekir.
Dikeninden tutup o acıya katlanmazsan gülü koklayamazsın,
Dikenini koparıp gülü eline alırsan bu sefer güle zarar verirsin
Yani gülü incitmeden sevebilmek için,dikeninden tutmak gerekir
Ama ne kadar tutabilirsinki gül uğruna dikeni?
Gül için dikeni tutarsan kendine zarar verirsin,
Güzel olanda budur işte,gül için dikenin o acı verici ızdırabına katlanmak…
Eğer gülü seviyorsan,koklamak istiyorsan dikenin verdiği acıya katlanırsın,dikeninden sımsıkı tutarsın.
Vermemek için gülü hoyrat ellere, öyle tutarsın ki dikeninden, avucunda damla damla kan akmaya başlar
Ama sen aldırmazsın akan kana, acıyı hissetmezsin bile, çünkü seviyorsun,hep koklamak istiyorsun.
Ve gül;
Gülün ömrü az olur ya,
Hayatta kalabilmek için toprak ister ,su ister.
İşte senin ona olan sevginde burda belli olur.
Avucunu toprak,akan kanı su eylersen o zaman gül, mis kokusundan vermeye devam eder.
Avucundaki diken ve akan kan damlaları seni bitirip tüketsede razısın çünkü seviyorsun.
Kanın her damlası yüreğinden akmaktadır.yürek gülü sevdiği için durmadan kanı göndermeye devam eder.
Ama bu; diken ya.
hain çıkar, kanın bir bölümünü gülün ihtiyacı için saklar,diğer bölümünüde akıtıverir kara topraklara…
Yürek ise kanın bitmesine aldırış etmeden söneceğini bile bile son damlasına kadar dayanıp kanı gönderir güle.
Tek isteği gülün yaşamasıdır.
Ve herşeyden vazgeçip kendini feda eder gülü için…
Gül zariftir.
Gül sevgi ister.
Gülü sevip koklayabilmek için dikeninden tutmak gerekir.
Dikeninden tutup o acıya katlanmazsan gülü koklayamazsın,
Dikenini koparıp gülü eline alırsan bu sefer güle zarar verirsin
Yani gülü incitmeden sevebilmek için,dikeninden tutmak gerekir
Ama ne kadar tutabilirsinki gül uğruna dikeni?
Gül için dikeni tutarsan kendine zarar verirsin,
Güzel olanda budur işte,gül için dikenin o acı verici ızdırabına katlanmak…
Eğer gülü seviyorsan,koklamak istiyorsan dikenin verdiği acıya katlanırsın,dikeninden sımsıkı tutarsın.
Vermemek için gülü hoyrat ellere, öyle tutarsın ki dikeninden, avucunda damla damla kan akmaya başlar
Ama sen aldırmazsın akan kana, acıyı hissetmezsin bile, çünkü seviyorsun,hep koklamak istiyorsun.
Ve gül;
Gülün ömrü az olur ya,
Hayatta kalabilmek için toprak ister ,su ister.
İşte senin ona olan sevginde burda belli olur.
Avucunu toprak,akan kanı su eylersen o zaman gül, mis kokusundan vermeye devam eder.
Avucundaki diken ve akan kan damlaları seni bitirip tüketsede razısın çünkü seviyorsun.
Kanın her damlası yüreğinden akmaktadır.yürek gülü sevdiği için durmadan kanı göndermeye devam eder.
Ama bu; diken ya.
hain çıkar, kanın bir bölümünü gülün ihtiyacı için saklar,diğer bölümünüde akıtıverir kara topraklara…
Yürek ise kanın bitmesine aldırış etmeden söneceğini bile bile son damlasına kadar dayanıp kanı gönderir güle.
Tek isteği gülün yaşamasıdır.
Ve herşeyden vazgeçip kendini feda eder gülü için…
EYYY SEVGİLİ!!!
Çöllerde kalmayı sevdim Seninle...
Yalnızdım,kalabalıklar içinde...
Her şeyde Sen'in sanatını görmeyi sevdim ben...
Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim..
Yıldızlarda nurunu,güneşte narını,ateşte harını bulmayı sevdim...
Aziz oluşunu,Kadir-i mutlak oluşunu sevdim..
Settar oluşunu sevdim...
Öylesine güzel bir sırdaştın ki
Sen,kimselere bir sırrımı vermedin..
Günahıma rağmen yücelttin beni..
Şeref ikram ettin..
Ekremül-ekreminsin..
Kulunu sevmeni sevdim ey Rabbim..
Ben unuttum,unutmadın..
Ben adını anmadım,yine de bırakmadın..
Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken,
Seni bırakıp başkalarına yandım..
Yinede vazgeçmedin benden..
Sevdin beni oysa,ben Sana kul bile olamadım..
Nankörlük ettim..
Yine de nimetlerini esirgemedin...
Şikayet eden,sızlanan,dert yanan hep ben oldum.
Sen sevdin beni...
Bense vefasız bir sevgiliydim..
Kıymetini bilemedim...
Affet ALLAH'ım…
Yalnızdım,kalabalıklar içinde...
Her şeyde Sen'in sanatını görmeyi sevdim ben...
Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim..
Yıldızlarda nurunu,güneşte narını,ateşte harını bulmayı sevdim...
Aziz oluşunu,Kadir-i mutlak oluşunu sevdim..
Settar oluşunu sevdim...
Öylesine güzel bir sırdaştın ki
Sen,kimselere bir sırrımı vermedin..
Günahıma rağmen yücelttin beni..
Şeref ikram ettin..
Ekremül-ekreminsin..
Kulunu sevmeni sevdim ey Rabbim..
Ben unuttum,unutmadın..
Ben adını anmadım,yine de bırakmadın..
Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken,
Seni bırakıp başkalarına yandım..
Yinede vazgeçmedin benden..
Sevdin beni oysa,ben Sana kul bile olamadım..
Nankörlük ettim..
Yine de nimetlerini esirgemedin...
Şikayet eden,sızlanan,dert yanan hep ben oldum.
Sen sevdin beni...
Bense vefasız bir sevgiliydim..
Kıymetini bilemedim...
Affet ALLAH'ım…
11 Kasım 2013 Pazartesi
AĞLAMA GÖZLERİM MEVLA KERİMDİR
AĞLAMA GÖZLERİM MEVLA KERİMDİR
Gurbet elde bir hal geldi başıma,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Derman arar iken derde düş oldum,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Huma kuşu yere düştü ölmedi,
Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı.
Dedim yare gidem, nasip olmadı,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Kağıda yazarlar ufak yazılar,
Anasız olur mu körpe kuzular?
Derdi yüreğinde olan sızılar,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Abdal Pir Sultan'ım böyle buyurdu,
Ayrılık donların biçti, giydirdi.
Ben ayrılmaz idim, felek ayırdı,
Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.
Pir Sultan Abdal
BEN BUGÜN YÂRİMDEN AYRI DÜŞELİ
BEN BUGÜN YÂRİMDEN AYRI DÜŞELİ
Ben bugün yârimden ayrı düşeli,
Her günüm bir yıla döndü, gidiyor.
Yine zindan oldu dünya başıma,
Sinem ateşlere yandı, gidiyor.
Hayal hayal oldu şu bizim iller,
Dostun bahçesinde açıldı güller.
Her seher, her sabah öter bülbüller,
Sevdası serime kondu, gidiyor.
Aktı didem yaşı, revane,
Bir ateş koyuldu şimdi cihana.
Bir selâm iletin bizim Gülşen'e,
Hâlim bir Mevlâ'ya kaldı, gidiyor.
Karac'oğlan der ki: Durmam burada,
Gül yüzlüm fikrime düştü bu ilde.
Gayet fikre daldım, gönlüm ak yârda,
Kanlı gözyaşlarım aktı, gidiyor.
9 Kasım 2013 Cumartesi
Kadın Haklarını Koruma Derneği
Kadın Haklarını Koruma Derneği
| Derneğimiz, T.C. yasalarında kadınlara verilen hakları korumak,geliştirmek, toplumda kadının çağdaş ve saygın yerini alabilmesi, cinsiyet ayırımının kaldırılması, her alanda eşitliğin sağlanması amacıyla yurdumuzda kurulan hemen hemen ilk dernektir. Bu amacı gerçekleştirmek için birçok çalışmalar yapmıştır. Ezcümle: Bugün Türkiye'de kadın, hem kendi emekli maaşını ve hem de ölen eşinin emekli eşinin veya babasının maaşını alıyorsa ve erkek de, ölen karısından maaş alıyorsa, Emekli Sandığı kanunundaki bu değişiklik, derneğimizin teklif ve baskıları sonucu kabul edilmiştir. Keza, Kadınlara 20 yılda emekli olabilmeyi sağlayan yasa, kadın hakimlere tanınan %10 'luk kontenjanın % 25'e çıkarılması, evli kadının evvelce seyahat özgürlüğü olmadığı halde, yurt dışına çıkabilmesi, derneğimizin çalışmaları sonucudur. Yine derneğimizin öncülüğünde, Türkiye'de ilk defa 1972 yılında (Türkiye Ulusal Kadınlar Partisi) kurulmuş ve 12 Eylül 1980 tarihinde her parti gibi kapatılmıştır. Medeni kanundaki ve T. Ceza Kanundaki kadın erkek ayırımcılığını taşıyan maddelerin değiştirilmesi ve evlilikte edinilen malların, karı koca arasında eşit olarak mülkiyetlendirilmesi hususundaki ilk yasa teklifi, yine derneğimizce 1974 tarihinde TBMM'ne sunulmuştur. Kadın Sığınma Evlerinin açılması, kadınların da askere alınması, ev kadınlarına emeklilik hakkının sağlanması, aile planlaması ve (Eğitebileceğin kadar çocuk yap) sloganı ile cinsel eğitim, kadın polis yetiştirilmesi ve her karakola en az bir kadın polis konma teklifi derneğimizce yapılmış ve devam etmektedir. Derneğimizce yıllardan beri okuma-yazma kursları, biçki-dikiş kursları, kırsal kesimlerdeki ev kadınlarının ürettikleri el becerilerinin teşviki ve satımının sağlanarak kendilerine gelir getirmesinin sağlanması devam etmektedir. Tevhidi Tedrisat Kanununun uygulanması ve çağdaş eğitimin sağlanması, kuran kurslarının kapatılması ve Kıyafet Kanununun devletçe uygulanması ve dini kıyafetlerle gezenlerin cezalandırılması ve resmi nikâhtan evvel dini nikâhın yasak olmasına rağmen, tatbikatının önlenmesi ve yapanların cezai kovuşturmaya tabi olmaları için, hükümetler uyarılmaktadır. Derneğimiz 1990 yılından beri, Türkiye'de Kadın Haklarına yaptığı çalışma ve katkılarından dolayı bir kişiye şükran' plaketi vermektedir. Ayrıca, mahkemelerde haksız olarak kadınlar aleyhine verilen kararlar hakkında yerel mahkemeleri ve Yargıtayı uyarmakta, birçok kadınların hakkını aramaları için ücretsiz hukuki yardımlarda bulunmakta, okuma-yazma kursları ve el becerileri kursları ve biçki-dikiş kursları yapmakta ve kırsal kesimdeki kadınlarımızı Atatürk ilkeleri ve devrimleri hakkında aydınlatmaktadır. 1995 yılında, Derneğin 41. kuruluş yıldönümü nedeniyle, Liseler arasında, (Kadın Hakları ve Demokrasi) konulu kompozisyon yarışması yapmış ve çocuklarımızın bu konuda bilinçlenmesini sağlamıştır. 1.2.3'cüye parasal ödüller verilmiştir. Ayrıca burslu öğrencileri bulunmaktadır. 1954'de kurulan derneğimiz. 1962 yılında kamu yararı dernekler kapsamına alınmış olup, Kadın Dernekleri Federasyonu üyesidir. Birçok şubeleri olup, Amerika ve Japonya'daki kadın dernekleri ile irtibatlıdır. Derneğimiz BM tarafından İstanbul'da düzenlenen HABİTAT 2. Konferansına katılmış, Kadın Kozası çalışmalarına iştirak etmiş, ayrıca (Kadın Ressamlar) ve (Küm Sergisi) ve (Elbecerileri Sergisini) açmıştır. Derneğimiz, Atatürk ilkeleri ışığında çalışmalarını sürdürmektedir. Çalışmaları: Boşanma, ayrılık ve nafaka davalarında danışmanlık, hukuki yardım, kadınların haklarıyla ilgili her türlü konuda yardım, destek ve danışmanlık. Av.Gönül İşler-Kadın Haklarını Koruma Derneği Genel Başkanı Kadın Haklarını Koruma Derneği sağladığı yardımlardan faydalanmak ve derneğe üye olmak için, Adres: İstiklal Cad. Halep İş Merkezi Kat:7 Beyoğlu/ İstanbul Tel: 0212- 252 36 30 (Saat 14.00'dan sonra) |
Fransa’nın laik dogması!
Fransa’nın laik dogması!
Batı giderek zihinsel tıkanmaya doğru gidiyor. 11 Eylül’den sonra “güvenlik ” faktörünün “özgürlükler”in önüne geçmeye başladığı söyleniyor, gerçekte Batı kendi kadim kodlarına dönüyor.
Fransa’da “Ermeni soykırımını inkâr” cezasının yasalaşması bunun son örneklerinden biridir. “Soykırımı inkâr” yasası bugüne kadar Yahudi soykırımının inkârı için kullanılıyordu. Buna şimdi “Ermeni soykırım iddiası” eklendi.
Kişiler konumlarına, olaylara, bakış tarzına, sahip oldukları bilgi birikimine göre 1915’te Ermenilerin “soykırıma maruz kalıp kalmadıkları”nı iddia edebilir. Tarihle ilgili hükümlerin oluşmasında doğru bilgi ve edinilmiş kanaat rol oynar. Aynı olaya ilişkin iki kişinin bilgileri ve kanaati değişik olduğundan hükümleri de farklı olabilir. Nihai ve doğru bilgi yani Hakikat, Allah katındadır, hiç kimse gerçeğin bütününü ve ta kendisini bilip temsil ettiğini iddia edemez. Burada tabiri caizse herkesin eteğindeki taşları dökmesine imkan tanımaktan başka çıkar yol yoktur. Düşünce ve ifade özgürlüğü bunun için zaruridir. Orta ve uzun vadeli politik hesaplar, Ermeni seçmeninin baskıları söz konusu olsa da, Fransa Meclisi’nin aldığı karar özü itibarıyla din ve düşünce geleneğinde tayin edici parametre durumunda olan “dogma”dan kaynaklanıyor. 1789 İhtilali ve bugüne kadar alınmış bulunan bunca mesafeye rağmen hakikatte Batı, kendi Hıristiyan geleneğini sekülerleştirerek yol almaya çalışmaktadır.
“Dogma” mahiyeti itibarıyla “kesin bilgi ve tartışılmaz doğruyu vazeden bildirim”dir; bunu beşer zihni vazeder ve tartışılmasını yasaklar. Bir bilgi veya hüküm açık müzakere, tartışma, tefsir ve tevile açık değilse dogmadır. Sonuçta denen şudur: “Bu böyledir, böyle düşünmek ve inanmak zorundasınız. Aksi yönde görüş beyan edecek olan cezalandırılır.”
İslam düşünce geleneğinin parametresi “dogma” değil, “nass”tır. Nass, tefsire, tevile, müzakere ve ictihada açıktır. Düşünme ve ifade özgürlüğü, nassın hikmetini ve maksadını anlamak bakımından kısıtlanması mümkün olmayan bir hakkın kullanımıdır. Ve genellikle bir nassın birden fazla ve üstelik birbirine aykırı yorumları olduğundan bu sayede birden fazla mezhep, fırka ve ekol teşekkül etmiştir. Bu, İslam tarihinde çoğulculuk teşekkül edip fiiliyatta yaşanırken, neden Batı düşünce ve inanç geleneğinin tekil, emredici ve zorlayıcı olduğunu göstermektedir.
Umberto Eco, modern Batı’yı mümkün kılan en önemli faktörün “ifade özgürlüğü” olduğunu söyler; bu doğrudur. Ancak giderek Batı, çoğulculuk ve ifade özgürlüğü alanındaki iddialarına rağmen, totaliter, emredici ve zorlayıcı bir yönelimin içine girmiş bulunuyor. Olayların vukuuna paralel olarak Batı’daki düşünce ve ifade özgürlüğünün, dine, geleneksel düşünce mirasına ve Batılı paradigma dışındaki düşünce kaynakları söz konusu olduğunda kullanıldığı anlaşılmaktadır; Batı’nın kendisine ve düşünce kaynaklarına yönelinildiğinde Batı bir anda hoşgörüsüzleşiyor, hemen emredici, yasaklayıcı ve totaliter yüzünü gösteriyor.
Bu yüzden mesela Orhan Pamuk, İstanbul ve Müslüman toplumun değil de Batı kentinin şizofresini anlatan bir romancı olsaydı, değil ödül almak, başka bir dile çevrilmezdi bile. O ve benzeri yazarlar Batı’nın bilinçaltına hitap ettiği, Doğulu ve Müslüman toplumun “azgelişmişlik” psikolojisini deşifre eden bir anlatım yolunu seçtiği ve elbette “1 milyon Ermeni’nin soykırıma uğradığı”nı söylediği için Nobel edebiyat ödülüne layık görülüyor. Batı’dan ödül bekleyen yazarlar için izlenecek yol haritası bellidir: Müslüman dünyanın azgelişmişliğini, bu dünyanın yaşadığı sorunları “Batılı zihnin algılayabildiği çerçeve”de ele almak ve 301 gibi kanunlarla her ne yasaklanmışsa söz konusu yasakları ihlal edici konuşmalar yapmak. Batı, tarihte hangi suçu işlemişse, Müslüman dünyayı bunlarla suçlamak Batı’yı rahatlatır, politik ve ekonomik hesaplarının realizasyonunu kolaylaştırır.
Türkiye, Batı’nın “dogma” geleneğini takip ederek bu gidişe karşı koyamaz, koymaya çalışması da doğru değildir. Yapmamız gereken, kendi “nass” geleneğimize dönüp düşünce ve ifadenin önündeki kısıtlamaları kaldırmak, 301’i ceza kanunundan çıkarmak olmalıdır. Türkiye, kendine tam bir özgüvenle hem kendi yurttaşı Ermenileri kucaklamalı, hem komşusu Ermenistan’la ilişkilerini geliştirmelidir. Fransa “laik dogma” vazetmiştir; bu dogma geçmişte olduğu gibi vazedene zarar verecektir.
Ali Bulaç tarafından yazılan bu makale, 14 Ekim 2006 Cumartesi günü yayınlanan Zaman Gazetesindeki köşe yazısıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





