19 Nisan 2014 Cumartesi
Mevlana dan sözler
Edep bir tac imiş Nur-u Hüda’dan
Giy ol tacı, emin ol her beladan…
Mevlâna Celaleddin Rumî k.s. Hazretleri, Mesnevî’sinde şöyle diyor:
“Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Allah’ın lütfundan mahrumdur.
Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur...!!!
NASIL BAKTIĞINA BAĞLI GÖRDÜĞÜN
NASIL BAKTIĞINA BAĞLI
GÖRDÜĞÜN
Yanılıp da, yalnızlığa inanma,
Bir sâhibin var ki; uzakta sanma,
Her baktığın yerde, görünür amma;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Bilir misin nedir, gönül gözyaşı?
Her madde zerresi; mânâ sırdaşı,
Görmüyorsan eğer, zikreden taşı;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Yaşamaktan bir tad, alamıyorsan;
Nefes sevinciyle, dolamıyorsan;
Ruhuna bir gıda, bulamıyorsan,
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Bir hayat başlar ki; hergün yepyeni,
Bırak, dolsun güneş, aç pencereni.
Sarmıyorsa eğer, o renkler seni;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Yazdan sonra bahar, kış geldi derken;
Zaman, bir sel gibi, akıp giderken;
Hâlâ diyorsan ki; "daha çok erken."
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
O bastığın toprak; bedenin teni,
Üstünde tüylenir, yeşil çimeni.
Düşündürmüyorsa, bu gerçek seni;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Cengiz Numanoğlu
(1991)
Dostluk adına
Her dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış, yeryüzünde biten her dostluk için gökyüzünde bir melek ağlarmış, Dost güneş dostluk aydır gerçek olan dostluk güneş ay toprak gibidir mutluğu yağmurdur her zaman biri birine muhtaç beklenen özlenendir o dost
Dost bazen minik bir kuş bazen var olmayan sevgili,kimi zaman saksıda bir çiçektir, ama asıl dost seni senden çok sevendir seni senden iyi anlıyan bekliyen özlenen özleten değerin sahibi o dost En güzel dost Allah için seven sevilendir.
18 Nisan 2014 Cuma
Daha zeki olmak istiyorum
Daha Zeki olmak isteyenler :
-Sabahları gözleriniz kapalı duş alın. Lifinizi, sabununuzu, şampuanınızı el yordamıyla bulun. Böylece dokunma duyunuz gelişir.
-Sağ elini kullananlar sol, sol elini kullananlar sağ elle diş fırçalamayı, saç taramayı denesin. Beynin farklı bölgeleri uyarılmış olur.
-İşe giderken farklı yollardan gitmeye çalışın. Böylece beyninizi otomatik pilot sisteminden çıkarırsınız.
-Aracınıza bindiğinizde gözlerinizi kapatın. Kontağın, sileceklerin, radyonun, el freninin yerlerini düşüncelerinizi yoğunlaştırarak bulun.
-İşlerinizi farklı bir sırayla yapın. Her gün gördüğünüz ancak üzerinde düşünmediğiniz eşyaların yerlerini değiştirin.
-Çalışma masanızda aramalı objeler olsun. Taze ve hoş kokular yeni düşünce çağrışımlarını beraberinde getirir.
-Öğle yemeğine her zaman aynı saatte çıkmayın. Bir saat önce ya da sonra çıkarak rutinden kurtulun. Hatta saatinizi farklı kolunuza takın.
-Ara sıra daha önce hiç yapmadığınız yemekleri yapın. Sadece tat alma duyunuzu değil, beyninizi de besleyin.
-Yemek yerken her zaman aynı sandalyeye oturmayın. Ara sıra ailenizin masadaki oturma düzenini değiştirin.
-Teybe çok farklı ve tiz sesler kaydedin. Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde hangi sesin neye ya da kime ait olduğunu tartışın.
16 Mart 2014 Pazar
13 Mart 2014 Perşembe
NÂ'T-I ŞERİF
NÂ'T-I ŞERİF
Arş'ın kubbelerine, adı nûrla yazılan,
İsmi; semâda ''Ahmed'', yerde ''Muhammed'' olan,
Yedi katlı göklerde, Hakk Cemâli'ni bulan,
Evvel-Âhir yolcusu, Yâ Hazreti Muhammed.
Sağnak nûr yağmurları, inerken yedi kattan,
O gece, Sendin gelen, ezel kadar uzaktan,
Melekler, her zerreye, müjde verirken Hakk'tan;
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Güneşler, o gecenin, nûruna secd ederken,
Yıldızlar, meşk içinde, kâinat vecd ederken,
Bütün hamd ü senâlar, Yüce Rabb'e giderken,
O gece sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Kâbe'de şirk taşları, putlar yere dönerken,
Cehâlet bayrakları, birer birer inerken,
Bin yıllık, küfr ateşi, ebediyyen sönerken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
O gece, Sâve Gölü, mûcizeyle kururken,
Kisra Saraylarında, sütunlar savrulurken,
Arz'dan Arş'a , Âlemler, rahmetini bulurken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; doğum kundağı, ak bulutla örülen,
Doğar doğmaz, Allah'a secde emri verilen,
Alnında, âlemlere rahmet tâcı görülen,
Kâinat Efendisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
Beşeri şüpheleri, Kur'ân ilmîyle silen,
Seçilen sevgilisin, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; büyük yargıda, şefaat müjdecisi,
Bunca âciz beşerin, Mahşer günü bekçisi,
Sen ki; Kur'ân şâhidi, Allah'ın son elçisi,
Kurtuluş habercisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren,
Zulüm sancılarını, şefkâtiyle dindiren,
İnkâr yangınlarını, irfânıyla söndüren,
Âlimlerin sultanı, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; güzel huyların, ahlâkın meş'alesi,
Sabır doruklarında, beşerin en yücesi,
Senin Cennet mekânın, fakirlerin hânesi,
Gönüller hazinesi, Yâ Hazreti Muhammed.
Câhiliye devrini, kapatan, ulu Sultan,
Şefaatin, Allah'a yalvaran kolu Sultan,
Rabb'imin, en sevgili, en yakın kulu Sultan,
Melekler Sana hayran, Yâ Hazreti Muhammed.
Sana şâhid, sonsuzlar, ezelden beri her an,
Sana şâhid, âyetler, her zerre ve her mekân,
Senden uzak kalmaya, nasıl dayanır ki can?
Sen, her canda Cânânsın, Yâ Hazreti Muhammed
Mîraç gecesi, bir bir, açılıyorken gökler,
Seni selamlıyorken, her katta peygamberler,
Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler,
Hâkk' a yalnız yürüdün, Yâ Hazreti Muhammed.
Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin,
Dünya'da dönmeyen dil, mahşerde ne söylesin,
Allah, bütün beşeri, ümmetinden eylesin,
Sancağının altında, Yâ Hazreti Muhammed.
Hâkk ile, kul vuslatı, o îlahi düğünde,
Hiç kimseden kimseye, fayda olmayan günde,
Hasatları, has tartan, o terazi önünde,
Noksanları bağışlat, Yâ Hazreti Muhammed.
Bu îman meş'alesi, hiç sönmeden yanacak,
Ümmetin, Seni her an, mahşere dek anacak,
Gönül tortularımız, nûr'unla paklanacak,
Andımıza şâhid ol, Yâ Hazreti Muhammed.
Biliriz ki; hükmü yok, bu dünya nîmetinin,
Gönüldür sermayesi, âhiret servetinin,
Sana, Salât ve Selâm, gönderen ümmetinin,
Cennetler şâhidi ol, Yâ Hazreti Muhammed
(SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM)
Cengiz NUMANOĞLU
(1990)
Arş'ın kubbelerine, adı nûrla yazılan,
İsmi; semâda ''Ahmed'', yerde ''Muhammed'' olan,
Yedi katlı göklerde, Hakk Cemâli'ni bulan,
Evvel-Âhir yolcusu, Yâ Hazreti Muhammed.
Sağnak nûr yağmurları, inerken yedi kattan,
O gece, Sendin gelen, ezel kadar uzaktan,
Melekler, her zerreye, müjde verirken Hakk'tan;
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Güneşler, o gecenin, nûruna secd ederken,
Yıldızlar, meşk içinde, kâinat vecd ederken,
Bütün hamd ü senâlar, Yüce Rabb'e giderken,
O gece sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Kâbe'de şirk taşları, putlar yere dönerken,
Cehâlet bayrakları, birer birer inerken,
Bin yıllık, küfr ateşi, ebediyyen sönerken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
O gece, Sâve Gölü, mûcizeyle kururken,
Kisra Saraylarında, sütunlar savrulurken,
Arz'dan Arş'a , Âlemler, rahmetini bulurken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; doğum kundağı, ak bulutla örülen,
Doğar doğmaz, Allah'a secde emri verilen,
Alnında, âlemlere rahmet tâcı görülen,
Kâinat Efendisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
Beşeri şüpheleri, Kur'ân ilmîyle silen,
Seçilen sevgilisin, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; büyük yargıda, şefaat müjdecisi,
Bunca âciz beşerin, Mahşer günü bekçisi,
Sen ki; Kur'ân şâhidi, Allah'ın son elçisi,
Kurtuluş habercisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren,
Zulüm sancılarını, şefkâtiyle dindiren,
İnkâr yangınlarını, irfânıyla söndüren,
Âlimlerin sultanı, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; güzel huyların, ahlâkın meş'alesi,
Sabır doruklarında, beşerin en yücesi,
Senin Cennet mekânın, fakirlerin hânesi,
Gönüller hazinesi, Yâ Hazreti Muhammed.
Câhiliye devrini, kapatan, ulu Sultan,
Şefaatin, Allah'a yalvaran kolu Sultan,
Rabb'imin, en sevgili, en yakın kulu Sultan,
Melekler Sana hayran, Yâ Hazreti Muhammed.
Sana şâhid, sonsuzlar, ezelden beri her an,
Sana şâhid, âyetler, her zerre ve her mekân,
Senden uzak kalmaya, nasıl dayanır ki can?
Sen, her canda Cânânsın, Yâ Hazreti Muhammed
Mîraç gecesi, bir bir, açılıyorken gökler,
Seni selamlıyorken, her katta peygamberler,
Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler,
Hâkk' a yalnız yürüdün, Yâ Hazreti Muhammed.
Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin,
Dünya'da dönmeyen dil, mahşerde ne söylesin,
Allah, bütün beşeri, ümmetinden eylesin,
Sancağının altında, Yâ Hazreti Muhammed.
Hâkk ile, kul vuslatı, o îlahi düğünde,
Hiç kimseden kimseye, fayda olmayan günde,
Hasatları, has tartan, o terazi önünde,
Noksanları bağışlat, Yâ Hazreti Muhammed.
Bu îman meş'alesi, hiç sönmeden yanacak,
Ümmetin, Seni her an, mahşere dek anacak,
Gönül tortularımız, nûr'unla paklanacak,
Andımıza şâhid ol, Yâ Hazreti Muhammed.
Biliriz ki; hükmü yok, bu dünya nîmetinin,
Gönüldür sermayesi, âhiret servetinin,
Sana, Salât ve Selâm, gönderen ümmetinin,
Cennetler şâhidi ol, Yâ Hazreti Muhammed
(SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM)
Cengiz NUMANOĞLU
(1990)
NE GEREK ?
NE GEREK ?
Seni izliyoruz... Hiç tasalanma,
Büyük irşadından (!), gâfiliz sanma,
Epey temizlendi, kalbimiz amma,
Az daha deterjan, yok mudur hoca?
Bütün suçu, “irticâ”ya bindirdik,
Akşamları, birer ufak sindirdik,
Sayende vakti de, üçe indirdik;
Biraz daha tenzil, yok mudur hoca?
Seninle başladı, dinde varyasyon,
Herkese Cennette, bir rezervasyon.
İyi, güzel, hoş da, reenkarnasyon;
Ölüme de çâre, yok mudur hoca?
Dağıtırken, bol keseden hidâyet (!),
Sulandı sünnetler, sulandı âyet.
Kolaylaştı.. İbâdetler nihâyet;
Topuna bir fetvâ, yok mudur hoca?
“Çağdaş” fetvâların(!), imdâda yetti;
Cümle yobazlıklar, bizi terk etti.
Sayende, tesettür derdi de bitti;
Biraz daha gayret, yok mudur hoca?
Ekranlar sundukça, güzel çehreni;
Elbette kıskanır, âlimler seni.
Haddimi aştıysam, bağışla beni;
Bir nazar boncuğun, yok mudur hoca?
Kendinde, bir dehâ vehmediyorsun,
Göz kusurun mu var, hep “ben” diyorsun?
Çiğ geldin.. Çiğ kaldın.. Çiğ gidiyorsun;
Pişmeye niyetin, yok mudur hoca?
Artistik tavrını, tuttu milyonlar,
Verdiğin hapları, yuttu milyonlar,
Sana, helâl olsun, bu trilyonlar;
Bir hekim ahbabın, yok mudur hoca?
Bitmez bu satırlar, uzar da uzar;
Bilirsin ya paspas, vurdukça tozar.
Her tarafın, ilim olsa ne yazar?
Birazcık irfânın, yok mudur hoca?
Cengiz Numanoğlu
(1998)
Seni izliyoruz... Hiç tasalanma,
Büyük irşadından (!), gâfiliz sanma,
Epey temizlendi, kalbimiz amma,
Az daha deterjan, yok mudur hoca?
Bütün suçu, “irticâ”ya bindirdik,
Akşamları, birer ufak sindirdik,
Sayende vakti de, üçe indirdik;
Biraz daha tenzil, yok mudur hoca?
Seninle başladı, dinde varyasyon,
Herkese Cennette, bir rezervasyon.
İyi, güzel, hoş da, reenkarnasyon;
Ölüme de çâre, yok mudur hoca?
Dağıtırken, bol keseden hidâyet (!),
Sulandı sünnetler, sulandı âyet.
Kolaylaştı.. İbâdetler nihâyet;
Topuna bir fetvâ, yok mudur hoca?
“Çağdaş” fetvâların(!), imdâda yetti;
Cümle yobazlıklar, bizi terk etti.
Sayende, tesettür derdi de bitti;
Biraz daha gayret, yok mudur hoca?
Ekranlar sundukça, güzel çehreni;
Elbette kıskanır, âlimler seni.
Haddimi aştıysam, bağışla beni;
Bir nazar boncuğun, yok mudur hoca?
Kendinde, bir dehâ vehmediyorsun,
Göz kusurun mu var, hep “ben” diyorsun?
Çiğ geldin.. Çiğ kaldın.. Çiğ gidiyorsun;
Pişmeye niyetin, yok mudur hoca?
Artistik tavrını, tuttu milyonlar,
Verdiğin hapları, yuttu milyonlar,
Sana, helâl olsun, bu trilyonlar;
Bir hekim ahbabın, yok mudur hoca?
Bitmez bu satırlar, uzar da uzar;
Bilirsin ya paspas, vurdukça tozar.
Her tarafın, ilim olsa ne yazar?
Birazcık irfânın, yok mudur hoca?
Cengiz Numanoğlu
(1998)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
