21 Nisan 2015 Salı
cehennem azabı
CEHENNEM AZABI !
Cehennem azabı sadece ateş değildir; birçok azap çeşitleri vardır. Birkaçı şöyledir:
1. Soğukla azap,
2. Yılan, akrep gibi hayvanların sokması,
3. Başına topuzlarla vurmak,
4. Aç bırakmak,
5. Zakkum yedirerek bağırsakları parçalamak,
6. Vücutları büyültülerek azabın şiddetlendirilmesi,
7. İrinli su içirmek,
8. Gayya kuyusuna atmak,
9. Uçurumlardan yuvarlamak,
10. Zifiri karanlıkta azap,
11. Büyük azap veren pis kokulara maruz bırakmak,
12. Azapların her gün katlanarak çoğaltılması,
13. Sonsuza kadar azap edilmesi.
Kadızade Ahmed Efendi buyuruyor ki:
'Cehennemde bir yere "Zemherir" denir, yani, soğuk Cehennemdir. Soğukluğu pek şiddetlidir. Bir an dayanılmaz. Kâfirlere, bir soğuk bir sıcak, sonra soğuk sonra sıcak Cehenneme atılarak, azap yapılacaktır.Cehennemde çok soğuk Zemherir azapları bulunduğu, Kimya-i Saadet ve Dürret-ül-Fahire kitabında yazılıdır.
Buhari, Müslim, İbni Mâce ve diğer hadis kitaplarında, yazın sıcaklığı sıcak Cehennemin nefesinden, kışın soğukluğu da zemherir Cehennemin nefesinden olduğu bildiriliyor.
(Buharî, Mevâkît: 9, Müslim, Mesâcid: 185-187; Tirmizî, Cehennem: 9.)
Reşahat kitabında deniyor ki: Zemherir denilen soğuk Cehennemin azabı çok şiddetlidir.
'ALLAHÜMME ECİRNA MİNEN NAR'
Sübhânallahi ve bi hamdihi sübhanallahil azim...
Cehennem narında bizleri Yakma ya'Rabb !
acep nola benim halim (ŞİİR)
ACEP N'OLA BENİM HALİM
Bir korku düştü canıma, acep n'ola benim halim
Derman olmaz ise bana, acep n'ola benim halim
Canım tenimden üzüle, gitmek yararı düzüle
Bu suret nakşı bozula, acep n'ola benim halim
Dünya donların soyucak, yuyucu tenim yuyucak
İletip kabre koyucak, acep n'ola benim halim
Eller gidip ben kalıcak, sinde yalnız olucak
Münkerle Nekir gelicek, acep n'ola benim halim
Ne ayak tuta, ne elim, ne aklım kala, ne bilim
Cevap vermez ise dilim, acep n'ola benim halim
Mezardan duru gelicek, hak terazi kurulacak
Amelimiz görülecek, acep n'ola benim halim
Miskin Yunus eydür sözü, kan yaş ile dolu gözü
Dergahına tutar yüzü, acep n'ola benim halim
27 Ocak 2015 Salı
çaresizliğinde çaresi olsa
bazen nefesiniz durur.öylece beklersiniz. çaresiz bekleyiş. çaresizliğinde belki çaresi vardır diye bir bekleyişte olmak nasıl zordur.
6 Ocak 2015 Salı
Acep nola benim halim
ACEP N'OLA BENİM HALİM
Bir korku düştü canıma, acep n'ola benim halim
Derman olmaz ise bana, acep n'ola benim halim
Canım tenimden üzüle, gitmek yararı düzüle
Bu suret nakşı bozula, acep n'ola benim halim
Dünya donların soyucak, yuyucu tenim yuyucak
İletip kabre koyucak, acep n'ola benim halim
Eller gidip ben kalıcak, sinde yalnız olucak
Münkerle Nekir gelicek, acep n'ola benim halim
Ne ayak tuta, ne elim, ne aklım kala, ne bilim
Cevap vermez ise dilim, acep n'ola benim halim
Mezardan duru gelicek, hak terazi kurulacak
Amelimiz görülecek, acep n'ola benim halim
Miskin Yunus eydür sözü, kan yaş ile dolu gözü
Dergahına tutar yüzü, acep n'ola benim halim
4 Mayıs 2014 Pazar
RECEP AYI ORUCUNU TUTMANIN FAZİLETLERİ
Receb Ayında Tutulan Oruç Günlerine Göre Faziletleri
3 Mayıs 2014 Receb Ayının 4. günü
29 Mayıs 2014 Receb Ayının 30. günü
Enes Radıyallâhu Anh)dan şöyle anlattılmıştır:
"Bir kere Mu'az (Radıyallâhu Anh) ile karşılaştığımda ona nereden geldiğini sordum.Nebî (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yanından geldiğini söyleyince, ne buyurduğunu sordum. 'Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in : 'Allâh-u Te'âlâ'nın rızası için recebden 1 gün oruç tutan cennete girer' buyurduğunu işittim' dedi.
Bunun üzerine ben Nebî (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in huzûruna girdim ve Mu'az'ın bana kendisinden naklettiği rivayeti anlattım.O zaman buyurdu ki: 'Doğru söylemiş! Bunu ben söyledim.Evet! Ben söyledim.Bunu söyleyen benim!' (Safûrî, Nüzhetü'l-mecâlis, 1/141)
Ebû Sa'îd el-Hudrî, û Zer, Ebu'd-Derda, Ali ibni Ebî Talib, Enes, Hasen, Sa'îd eş-Şâmi ve İbni Mes'ûd (Radıyallâhu Anhüm) hazarâtından rivayet edilen hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Her kim recebden 2 gün oruç tutarsa kendisine iki kat ecir verilir ki, her bir katın ağırlığı, dünyanın dağları kadardır.Allâh-u Te'âlâ ona iki bin sene orucu yazar.
"Recebden 3 gün oruç tutan kimseye cehennem arasına Allâh-u Te'âlâ öyle bir hendek koyar ki onun uzunluğu bir sene,diğer bir rivayette; 70 senedir.Allâh-u Te'âlâ, o kula 3 bin senelik oruç yazar.Bir ve iki gün tutanların ecri kadar sevabı (ayrıca) alır.
İftar anında Allâh-u Te'âlâ: 'Bu kulumun hakkı gerçekten kesinleşti ve sevgimle dostluğum kendisine vacip oldu.Ey meleklerim! Sizi şahit tutuyorum ki ben onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladım' buyurur.
Herkim recebden 3 gün oruç tutar ve gecelerini (ibadetle) kaim olursa, onun için üç bin sene oruç tutup geceleri kaim olan gibi ecir vardır.Her güne karşılık Allâh-u Te'âlâ bu kulu için 70 büyük günahı bağışlar.
Ruhunu teslim ederken, kabrinde, amel defterleri uçuşurken, mîzanda (ameller tartılırken) ve sırat gibi geçitlerin her birinde, onun yetmiş isteğini verir."(Abdurrahmân ibin Abdisselâm es-Sâfûrî, Nüzhetü'l-mecalis, 1/140; Ahmed ibni Hicâzî, Tuhfetü'l-ihvan, sh:12)
"Recebden 4 gün oruç tutan, bütün belâlardan, delilikten, cüzzamdan, alaca hastalığından ve Mesîh-i Deccal fitnesinden âfiyet bulur (kurtulur).
Geride zikredilenlerin ecri kadar alacağı gibi, halis akıl sahibi çok tövbeli kulların sevabını da alır ve ilk kurtulanlar arasında (amel) defteri kendisine verilir."
"Recebden 5 gün oruç tutan, kabir azabından korunur.Kıyâmet günü, yüzü dolunay gibi (parlak olarak) diriltilir.Kendisine kumlar adedince haseneler yazılır.
"Recebden 6 gün oruç tutan kişi, ayın on dördünden daha parlak bir yüzle kabrinden çıkar, ayrıca kıyâmette ona tüm mahşer halkının, kendisiyle aydınlanacağı büyük bir nur verilir.
(Azaptan) emin olanlar arasında hesaba tutulmaksızın sıratı (şimşek gibi) geçer.Ana-babaya isyan ve sıla-i rahimi kesme günahlarından kurtarılır.
Karşılaştığı günü kendisiyle karşılaştığı zaman Allâh-u Te'âlâ cemaliyle ona yönelir.
"Recebden 7 gün oruç tutana gelince; cehennemin 7 kapısı vardır.
Allâh-u Te'âlâ her günün orucuna mukabil, kendisine o kapılardan birini kitler o kulunu cehenneme haram kılar ve ona cenneti vacip kılar ki ondan dilediği yere yerleşir.
8 gün oruç tutanaysa, cennetin 8 kapısı açılır.
O da o kapıların hangisinden isterse, o kapıdan cennete girer."
"Recebden 9 gün oruç tutan, kabrinden kelime-i şehâdet nidâsıyla çıkar ve yüzü cennetten çevrilmez.
Geride zikredilen bütün sevaplarla birlikte (amel) defteri (mukarrab meleklerin yanında bulunan yüce divandan ibaret) 'Illiyyîn'e yükseltilir.
Kıyâmet günü (azaptan) emîn olanlar arasında diriltilir.Kabrinden yüzü nur gibi parlayarak çıkar ve mahşer halkına o kadar nur saçar ki insanlar: 'bu seçilmiş bir peygamberdir' demekten kendini alamazlar.Bu kula verilecek olanların en aşağısı, cennete hesapsız olarak girmesidir."
{Nitekim tabi'inin ulularından, Allâh-u Te'âlâ'nın güvenilir salih kullarından olan ve
çok az hadis rivayet eden Kays ibni 'Ubad (Radıyallâhu Anh)ın, haram aylardan olduğunun bahsederken şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.
"Haram ayların her birinin 10. gününde hayırlı bir iş vardır.
Recebin 10. gününde Allâh-u Te'âlâ dilediğini siler, istediğini bırakır." }
"Recebden 11 gün tutandan daha üstün bir kişi kıyamette görülmeyecektir.
Ancak onun kadar tutan veya ondan daha fazla tutan müstesna.
Recebden 12 gün oruç tutana, Allâh-u Te'âlâ kıyamet günü iki hulle giydirilir.
Onlardan herbir hulle, dünyaya ve içindekilerden daha değerlidir.
"Receb ayından 13 gün oruç tutan kişi, Allâh-u Azze ve Celle'den ne türlü bir şey istese mutlaka ona verir.
Allâh-u Te'âlâ ona sırattan her (4 bin adımlık) milin üzerinde, istirahat edeceği bir döşek serer ki o kişiye ne mutlu ne mutlu! Onun durumu ne iyi!
Geride anlatılanlan fazîletlerin misliyle birlikte on katı mükâfât kendisine ihsan edilir.Bu kişi Allâh-u Te'âlâ'nın, günahlarını sevaplara dönüştürdüğü kimselerdendir.
Allâh-u Te'âlâ için adâletle tamamen kaim olan mukarrab (mânen yakın kılınmış) kullardan olur ve ihlasla sabrederek (gece) kaim, (gündüz) saim halde Allâh-u Te'âlâ'ya bin sene ibadet etmiş gibi olur.
Allâh-u Te'âlâ bu kuluna, inci ve yakutla bezenmiş iki kanat verir ki onlarla sırat üzerinde şimşek gibi uçar.
Gökten bir münâdi: 'Allâh-u Te'âlâ seni muhakkak bağışladı, ameline yeniden başla' diye nida eder.(Amelini) artırana Allâh-u Te'âlâ da (sevabını) artırır".
Recebden 14 gün tutana, Allâh-u Azze ve Celle, hiçbir göz görmedik, hiçbir kulak duymadık ve hiçbir beşerin kalbinden dahi geçmedik nimetler verir."
"15 gün oruç tutana Gökten bir münâdi: 'Geçen (günahların) senin için kesinlikle bağışlandı, artık ameline yeniden başla, şüphesiz senin günahların tebdil olundu (değiştirildi).
(Amelini) artırana Allâh-u Te'âlâ bu kişiyi kıyâmet günü emin kimselerin makamına yerleştirir ki hangi mukarrab melek ve hangi mürsel nebi, onun yanına uğrarsa, mutlaka ona: 'Müjde olsun sana! Şüphesiz ki sen azaptan kurtulmuş kişilerdensin' der.'
Recebin yarısını tutana, Allâh-u Te'âlâ rızasını yazar, rızasını yazdığına da azap etmez ve onu çok kolay bir hesapla muhasebe eder."
"Recebden 16 gün tutan, Rahman Te'âlâ'yı ilk ziyaret eden, onu ilk gören ve kelamını en evvel duyanlar arasında yer alır.
17 gün tutana Allâh-u Te'âlâ sıratın her bir durağında, istirahat edeceği bir istirahatgâh kurar.
18 gün tutan, İbrahim Halil (Aleyhisselam) ile özel kubbesinde beraber olur.
19 gün tutana Allâh-u Te'âlâ cennette İbrahim ve Adem (Aleyhisselam)ın köşklerinin önünde bir kasr bina eder de o kendilerine selam verir, onlar da selamına cevap verirler."
"Recebden 20 gün oruç tutana bir çağrıcı (melek) gökten:
'Ey Allâh-u Te'âlâ'nın kulu! Geçmiş olanı muhakkak Allâh-u Te'âlâ senin için şimdi mağfiret eyledi.Artık kalan hayatında (sana yeni bir amel defteri açılacağından) ameline yeniden başla der.
Geçen bütün faziletlerin bir misli ve yirmi katı ona bahşedilir.
Bu kişi İbrahim (Aleyhisselam)la (cennetteki köşkünün) hususi kubbesinde beraber olanlardan olur.
Hepsi de günah ehlinden olan Rabi'a ve Mudar gibi (kalabalık nüfusa sahip kabilelerin fertleri kadar çok) kimselere şefaatçi kılar..
Hz.Hatice tü'l-kübra
HAZRET-İ HATİCETÜ’L-KÜBRA (R.ANHÜMA) VALİDEMİZ!
Hazret-i Hatice (r.anhüma) Validemiz, Miladi 556 yılında Mekke’de doğmuş ve 620 yılında vefat etmiştir. Kabr-i Şerifleri Cennetü’l-Mualla’dadır. İslamiyet’ten önce dürüstlüğü ve iffetine düşkünlüğünden dolayı ‘’Tahire’’ lakabıyla ve Rasülullah (sav) efendimizin en büyük hanımı olması sebeiyle de ‘’Kübra’’ lakabıyla anılmıştır. Kendisini işine ve çocuklarına adamış, güvenilir bulduğu kişilerle iş ortaklığı yapmıştır. Rasülullah (sav) efendimiz ile de, bu ortaklık sebebiyle tanışarak evlenmişlerdir. Bu güzel evlilikten Kasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah isimlerinde 6 çocuk dünyaya getirmiştir. Hazret-i Hatice Validemiz, Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa (sav) efendimizin kalbinde çok özel bir yer edinmiştir. O’nun en sıkıntılı günlerinde yanında olan ve O’na ilk inanan (iman eden) kişidir. Kendisine ait mal varlığını, eşinin hem davası için hem de fakir akrabaları için severek harcamıştır. Bütün bu güzel davranışlarından dolayı Cennetle müjdelenmiştir. Allah Rasülü (sav) efendimiz, Hazret-i Hatice Validemiz vefat edinceye kadar başka bir kadınla evlenmemiştir. Hazret-i Haticetü’l-Kübra Validemiz bütün Müslümanlar tarafından çok sevilmiş ve kız çocuklarına Hatice ismini vermekten şeref duymuşlardır. Kabr-i Şerifleri Mekke-i Mükerreme’de Cennetü’l- Mualla kabristanındadır. Cennet kadınlarının Dört büyük Seyyidesinden olan Hazret-i Hatice (r.anhüma) validemizin şefaatlerini biz evlatlarına nasip etsin, İnşaAllah! Amin, Ya Muin!
RIZA TEVFİK'İN ABDÜLHAMİT HANIN ARKASINDAN YAZDIĞI ŞİİR
Rıza Tevfik'in Abdülhamid hanın arkasından yazdığı şiir
nerdesin şevketlim, sultan hamid han?
feryâdım varır mı bârigâhına?
ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
şu nankör pezevengin bak günâhına.
târihler ismini andığı zaman,
sana hak verecek, ey koca sultan;
bizdik utanmadan iftira atan,
asrın en siyâsî padişâhına.
pâdişah hem zâlim, hem deli dedik,
ihtilâle kıyam etmeli dedik;
şeytan ne dediyse, biz 'beli' dedik;
çalıştık fitnenin intibahına.
dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
sade deli değil, edepsizmişiz.
tükürdük atalar kıblegâhına.
sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
bir sürü türedi, girdi meydana.
nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
yuh olsun bunların ham ervâhına!
bunlar halkı didik didik ettiler,
katliama kadar sürüp gittiler.
saçak öpmeyenler, secde ettiler.
.................. pis külahına.
haddi yok, açlıkla derde girenin,
sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
lânetle anılan cebâbirenin
bu, rahmet okuttu en küstâhına.
çok kişiye şimdi vatan mezardır,
herkesin belâdan nasîbi vardır,
selâmetle eren pek bahtiyardır,
harab büldânın şen sabahına.
milliyet dâvâsı fıska büründü,
ridâ-yı diyânet yerde süründü,
türk'ün ruhu zorla âsi göründü,
hem peygamberine, hem allâh'ına.
lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
ahiretten bile himmet eylersin,
çok çekti şu millet murada ersin
2 Mayıs 2014 Cuma
Beklenen
beklenen
ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar
geçti istemem gelmeni
yokluğunda buldum seni
bırak vehmimde gölgeni
gelme artık neye yarar
Necip Fazıl Kısakürek
1 Mayıs 2014 Perşembe
FAL BAKMAK VE BAKTIRMAK BÜYÜK GÜNAHTIR
Peygamberimiz (a.s.m.) bir tek cümleyle ifade etmiş: “Kâhinler bir şey değildirler.” (Müslim, Selam 123) Yani geleceği okuduklarını iddia edenlerin sözleri boş, bir değeri ve bir anlamı yoktur.
İnanç noktasından bakıldığında fala baktırmak ve fala inanmak o kadar batıl ve tehlikelidir ki, Allah korusun insanı imandan bile çıkarabiliyor.
Bu konudaki birçok hadiste Peygamberimiz (a.s.m.), fal ve benzeri işlemlerin sonucuna inananların “Muhammed’e indirileni inkâr etmiş sayılacağını, bunların cennete giremeyeceklerini, inanmayıp da bu işi yapanların namazlarının kırk gün kabul olmayacağını” haber verir.
Bu hadisler kesin bir tehlikeyi bildirdikleri halde dininde diyanetinde, abdestinde namazında olan kişilerin fala ve falcılara itibar edip onların kapılarını aşındırmaları ne kadar acı ve üzücüdür.
Falcılar gayb ve gelecek hakkında, insanın karakteri ve beklentileri üzerinde ahkâm kesmeye çalışırlar. Oysa geleceğin sahibi Allah’tır. Geleceği sadece ve sadece Allah bilir. Kur’an bu konuda der ki:Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Başkası onu bilemez.”
(En’am, 6:59)
“De ki: Allah’tan başka ne göklerde, ne de yerde hiç kimse gaybı bilemez.”
(Neml, 27:65)
“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır veya ‘Ben gaybı bilirim’ demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyarım.”
(En’am, 6:50)Cebrail Aleyhisselamın, “Kıyamet ne zaman kopacaktır?” sorusuna Peygamberimiz:
“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir” diyerek en büyük gelecek olan kıyamet hakkında bu kadar net bir cevap vermiştir. (Buharî, İman 37)
Gayb ve gelecek bilgisi Allah’ın elinde olduğuna göre, Allah’ın elçisi dahi Allah bildirmezse bilemeyeceğine, hiçbir İslam âlimi da gayb ve gelecek hakkında konuşmayacağına göre, falcıyı nereye koyarsınız? Yapıp durduklarına bir hak payı, bir inandırıcılık verebilir misiniz?
“Ama falcının dediği bazen çıkıyor” diyenler de yok değildir.
Aynı sözü bir ara bir sahabe de söylemiş, fakat Peygamberimiz ona güzel bir cevap vererek yol göstermiştir.
“Bu söz cinlerindir. Cin bilgiyi kapar da dostunun kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Bu şekilde ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırır.” (Müslim, Selam 123)
Bütün falcıların doğrudan cinlerle ilişkisi var mı, yok mu, ayrı bir konu, ama falcılık dine, imana aykırı bir uygulama olduğuna ve Peygamberimizin kesin kes reddettiğine göre, olayın şeytanî yönünün olduğu şüphesizdir.
Şeytan da bir cin olduğuna göre, geleceği okuduğu iddiasında bulunan, gaybdan haber vermeye kalkan falcılar şeytanın elinde bir oyuncak haline düşmüşlerdir.
Hadisi şerif genel bir ölçüyü veriyor. Gerek kâhin, gerekse falcı veya medyum, tarotlar, hatta burçları okuyanlar, kendilerine hangi adı takmış olursa olsunlar, dinin izin vermediği bir konuda konuşuyor, hüküm veriyorlarsa, aynı kategoriye girerler. Söyledikleri bazen tutsa bile, bu yüz tane yalanın arasından çıkan bir doğrudur. Buna doğru demek bile su götürür. Yapanı da, yaptıranı da, inananı da tehlikeye sürükler.
Birer batıl inanç ve hurafe olan falcılığı İslam dini yasaklamasına rağmen, gerek Doğu’da, gerekse Batı’da, dünyanın her yerinde, tarih boyu insanlar kendilerini bu kötü alışkanlıktan kurtaramamışlardır.
İslam öncesi Cahiliye döneminde bazı fal çeşitleri vardı. Kum üzerine bazı çizgiler çizilerek bakılan bir fal türü vardı ki, buna hattü’rreml denirdi. Bunun yanında kelime ve isimlerle fal tutma, zarlarla fal açma, astrolojik fallar, koyunun kemiğine, kurbanın ciğerlerine bakarak fal açma, su falı, çay falı, kahve falı, bakla falı, kurşun dökme, tuz falı, balmumu falı, el yazısı falı gibi fal çeşitleri uygulanmıştır.
Bilim adamları da falcılığın birer huzursuzluk kaynağı olduğunu ifade ederler. Özellikle aile geçimsizliklerinin ve yakın akrabalar arasında düşmanlık tohumlarının ekilmesine sebep oldukların söylüyorlar.
Mesela, Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. İlhan Yargıç diyor ki:
Bir medyumcunun itirafı da dikkat çekici, diyor ki:
Asıl kaynağı batıl din ve inançlar olan falın dinle, imanla, Kur’an ve İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi ve alakası yoktur.
İnanan bir insan böyle batıl şeylerle aklını, kalbini ve imanını tehlikeye atmamalı, her şeyin Allah’ın elinde olduğuna inanmalı, Rabbine itimat edip güvenmeli, dua ederek O’na yalvarmalı, kadere olan inancını sağlam tutmalıdır.
İnanç noktasından bakıldığında fala baktırmak ve fala inanmak o kadar batıl ve tehlikelidir ki, Allah korusun insanı imandan bile çıkarabiliyor.
Bu konudaki birçok hadiste Peygamberimiz (a.s.m.), fal ve benzeri işlemlerin sonucuna inananların “Muhammed’e indirileni inkâr etmiş sayılacağını, bunların cennete giremeyeceklerini, inanmayıp da bu işi yapanların namazlarının kırk gün kabul olmayacağını” haber verir.
Bu hadisler kesin bir tehlikeyi bildirdikleri halde dininde diyanetinde, abdestinde namazında olan kişilerin fala ve falcılara itibar edip onların kapılarını aşındırmaları ne kadar acı ve üzücüdür.
Falcılar gayb ve gelecek hakkında, insanın karakteri ve beklentileri üzerinde ahkâm kesmeye çalışırlar. Oysa geleceğin sahibi Allah’tır. Geleceği sadece ve sadece Allah bilir. Kur’an bu konuda der ki:Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Başkası onu bilemez.”
(En’am, 6:59)
“De ki: Allah’tan başka ne göklerde, ne de yerde hiç kimse gaybı bilemez.”
(Neml, 27:65)
“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır veya ‘Ben gaybı bilirim’ demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyarım.”
(En’am, 6:50)Cebrail Aleyhisselamın, “Kıyamet ne zaman kopacaktır?” sorusuna Peygamberimiz:
“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir” diyerek en büyük gelecek olan kıyamet hakkında bu kadar net bir cevap vermiştir. (Buharî, İman 37)
Gayb ve gelecek bilgisi Allah’ın elinde olduğuna göre, Allah’ın elçisi dahi Allah bildirmezse bilemeyeceğine, hiçbir İslam âlimi da gayb ve gelecek hakkında konuşmayacağına göre, falcıyı nereye koyarsınız? Yapıp durduklarına bir hak payı, bir inandırıcılık verebilir misiniz?
“Ama falcının dediği bazen çıkıyor” diyenler de yok değildir.
Aynı sözü bir ara bir sahabe de söylemiş, fakat Peygamberimiz ona güzel bir cevap vererek yol göstermiştir.
“Bu söz cinlerindir. Cin bilgiyi kapar da dostunun kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Bu şekilde ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırır.” (Müslim, Selam 123)
Bütün falcıların doğrudan cinlerle ilişkisi var mı, yok mu, ayrı bir konu, ama falcılık dine, imana aykırı bir uygulama olduğuna ve Peygamberimizin kesin kes reddettiğine göre, olayın şeytanî yönünün olduğu şüphesizdir.
Şeytan da bir cin olduğuna göre, geleceği okuduğu iddiasında bulunan, gaybdan haber vermeye kalkan falcılar şeytanın elinde bir oyuncak haline düşmüşlerdir.
Hadisi şerif genel bir ölçüyü veriyor. Gerek kâhin, gerekse falcı veya medyum, tarotlar, hatta burçları okuyanlar, kendilerine hangi adı takmış olursa olsunlar, dinin izin vermediği bir konuda konuşuyor, hüküm veriyorlarsa, aynı kategoriye girerler. Söyledikleri bazen tutsa bile, bu yüz tane yalanın arasından çıkan bir doğrudur. Buna doğru demek bile su götürür. Yapanı da, yaptıranı da, inananı da tehlikeye sürükler.
Birer batıl inanç ve hurafe olan falcılığı İslam dini yasaklamasına rağmen, gerek Doğu’da, gerekse Batı’da, dünyanın her yerinde, tarih boyu insanlar kendilerini bu kötü alışkanlıktan kurtaramamışlardır.
İslam öncesi Cahiliye döneminde bazı fal çeşitleri vardı. Kum üzerine bazı çizgiler çizilerek bakılan bir fal türü vardı ki, buna hattü’rreml denirdi. Bunun yanında kelime ve isimlerle fal tutma, zarlarla fal açma, astrolojik fallar, koyunun kemiğine, kurbanın ciğerlerine bakarak fal açma, su falı, çay falı, kahve falı, bakla falı, kurşun dökme, tuz falı, balmumu falı, el yazısı falı gibi fal çeşitleri uygulanmıştır.
Bilim adamları da falcılığın birer huzursuzluk kaynağı olduğunu ifade ederler. Özellikle aile geçimsizliklerinin ve yakın akrabalar arasında düşmanlık tohumlarının ekilmesine sebep oldukların söylüyorlar.
Mesela, Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. İlhan Yargıç diyor ki:
“Falcılar, genellikle benzer söylemleri kullanır. Kadının kocasıyla sorunu vardır, problem aslında konuşulsa çözülebilecektir. Fakat falcı, birisinin kendisine büyü yaptığını söyler. Bu durumda kadın, tüm aile fertlerine karşı düşmanca tavır besler. Gerçekte böyle bir şey olmamasına rağmen, kehanet kendini kanıtlar ve aile ilişkileri kopar.”
Bir medyumcunun itirafı da dikkat çekici, diyor ki:
“Medyumluk popüler olunca bunu hobi olarak yapanlar işi ticarete döktü. İyi kötü fark etmiyor. Toplumun ruh sağlığı gerçek anlamda tehlike altında; çünkü medet bulmak için gidilen kişilerin birçoğunun kendisi problemli. Bu işi yapanların çoğunun ruh sağlığı bozuk.” (Aksiyon Dergisi, Sayı: 533)
Asıl kaynağı batıl din ve inançlar olan falın dinle, imanla, Kur’an ve İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi ve alakası yoktur.
İnanan bir insan böyle batıl şeylerle aklını, kalbini ve imanını tehlikeye atmamalı, her şeyin Allah’ın elinde olduğuna inanmalı, Rabbine itimat edip güvenmeli, dua ederek O’na yalvarmalı, kadere olan inancını sağlam tutmalıdır.
Fala bakmak
İnanç noktasından bakıldığında fala baktırmak ve fala inanmak o kadar batıl ve tehlikelidir ki, Allah korusun insanı imandan bile çıkarabiliyor.
Bu konudaki birçok hadiste Peygamberimiz (a.s.m.), fal ve benzeri işlemlerin sonucuna inananların “Muhammed’e indirileni inkâr etmiş sayılacağını, bunların cennete giremeyeceklerini, inanmayıp da bu işi yapanların namazlarının kırk gün kabul olmayacağını” haber verir.
Bu hadisler kesin bir tehlikeyi bildirdikleri halde dininde diyanetinde, abdestinde namazında olan kişilerin fala ve falcılara itibar edip onların kapılarını aşındırmaları ne kadar acı ve üzücüdür.
Falcılar gayb ve gelecek hakkında, insanın karakteri ve beklentileri üzerinde ahkâm kesmeye çalışırlar. Oysa geleceğin sahibi Allah’tır. Geleceği sadece ve sadece Allah bilir. Kur’an bu konuda der ki:Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Başkası onu bilemez.EN-AM 59
De ki: Allah’tan başka ne göklerde, ne de yerde hiç kimse gaybı bilemez
NEML69
“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır veya ‘Ben gaybı bilirim’ demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyarım.
Bu konudaki birçok hadiste Peygamberimiz (a.s.m.), fal ve benzeri işlemlerin sonucuna inananların “Muhammed’e indirileni inkâr etmiş sayılacağını, bunların cennete giremeyeceklerini, inanmayıp da bu işi yapanların namazlarının kırk gün kabul olmayacağını” haber verir.
Bu hadisler kesin bir tehlikeyi bildirdikleri halde dininde diyanetinde, abdestinde namazında olan kişilerin fala ve falcılara itibar edip onların kapılarını aşındırmaları ne kadar acı ve üzücüdür.
Falcılar gayb ve gelecek hakkında, insanın karakteri ve beklentileri üzerinde ahkâm kesmeye çalışırlar. Oysa geleceğin sahibi Allah’tır. Geleceği sadece ve sadece Allah bilir. Kur’an bu konuda der ki:Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Başkası onu bilemez.EN-AM 59
De ki: Allah’tan başka ne göklerde, ne de yerde hiç kimse gaybı bilemez
NEML69
“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır veya ‘Ben gaybı bilirim’ demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyarım.
SEVDA
Sevdiğinin nazını değil ;
Kahrını çekmektir SEVDA ..!!
Onunla bir ömür değil ;
Onun için bir ömürdür SEVDA ..!!
Eline el değmesi değil ;
Gölgesine gölge değmesini kıskanmaktır SEVDA ..!!
Yürürken dikenli yollardan darağacına ;
Son dileğinde onu görmeyi istemektir SEVDA ..!!
Yani demem o ki ;
Herkesin harcı değildir SEVDA .
19 Nisan 2014 Cumartesi
Mevlana dan sözler
Edep bir tac imiş Nur-u Hüda’dan
Giy ol tacı, emin ol her beladan…
Mevlâna Celaleddin Rumî k.s. Hazretleri, Mesnevî’sinde şöyle diyor:
“Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Allah’ın lütfundan mahrumdur.
Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur...!!!
NASIL BAKTIĞINA BAĞLI GÖRDÜĞÜN
NASIL BAKTIĞINA BAĞLI
GÖRDÜĞÜN
Yanılıp da, yalnızlığa inanma,
Bir sâhibin var ki; uzakta sanma,
Her baktığın yerde, görünür amma;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Bilir misin nedir, gönül gözyaşı?
Her madde zerresi; mânâ sırdaşı,
Görmüyorsan eğer, zikreden taşı;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Yaşamaktan bir tad, alamıyorsan;
Nefes sevinciyle, dolamıyorsan;
Ruhuna bir gıda, bulamıyorsan,
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Bir hayat başlar ki; hergün yepyeni,
Bırak, dolsun güneş, aç pencereni.
Sarmıyorsa eğer, o renkler seni;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Yazdan sonra bahar, kış geldi derken;
Zaman, bir sel gibi, akıp giderken;
Hâlâ diyorsan ki; "daha çok erken."
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
O bastığın toprak; bedenin teni,
Üstünde tüylenir, yeşil çimeni.
Düşündürmüyorsa, bu gerçek seni;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün...
Cengiz Numanoğlu
(1991)
Dostluk adına
Her dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış, yeryüzünde biten her dostluk için gökyüzünde bir melek ağlarmış, Dost güneş dostluk aydır gerçek olan dostluk güneş ay toprak gibidir mutluğu yağmurdur her zaman biri birine muhtaç beklenen özlenendir o dost
Dost bazen minik bir kuş bazen var olmayan sevgili,kimi zaman saksıda bir çiçektir, ama asıl dost seni senden çok sevendir seni senden iyi anlıyan bekliyen özlenen özleten değerin sahibi o dost En güzel dost Allah için seven sevilendir.
18 Nisan 2014 Cuma
Daha zeki olmak istiyorum
Daha Zeki olmak isteyenler :
-Sabahları gözleriniz kapalı duş alın. Lifinizi, sabununuzu, şampuanınızı el yordamıyla bulun. Böylece dokunma duyunuz gelişir.
-Sağ elini kullananlar sol, sol elini kullananlar sağ elle diş fırçalamayı, saç taramayı denesin. Beynin farklı bölgeleri uyarılmış olur.
-İşe giderken farklı yollardan gitmeye çalışın. Böylece beyninizi otomatik pilot sisteminden çıkarırsınız.
-Aracınıza bindiğinizde gözlerinizi kapatın. Kontağın, sileceklerin, radyonun, el freninin yerlerini düşüncelerinizi yoğunlaştırarak bulun.
-İşlerinizi farklı bir sırayla yapın. Her gün gördüğünüz ancak üzerinde düşünmediğiniz eşyaların yerlerini değiştirin.
-Çalışma masanızda aramalı objeler olsun. Taze ve hoş kokular yeni düşünce çağrışımlarını beraberinde getirir.
-Öğle yemeğine her zaman aynı saatte çıkmayın. Bir saat önce ya da sonra çıkarak rutinden kurtulun. Hatta saatinizi farklı kolunuza takın.
-Ara sıra daha önce hiç yapmadığınız yemekleri yapın. Sadece tat alma duyunuzu değil, beyninizi de besleyin.
-Yemek yerken her zaman aynı sandalyeye oturmayın. Ara sıra ailenizin masadaki oturma düzenini değiştirin.
-Teybe çok farklı ve tiz sesler kaydedin. Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde hangi sesin neye ya da kime ait olduğunu tartışın.
16 Mart 2014 Pazar
13 Mart 2014 Perşembe
NÂ'T-I ŞERİF
NÂ'T-I ŞERİF
Arş'ın kubbelerine, adı nûrla yazılan,
İsmi; semâda ''Ahmed'', yerde ''Muhammed'' olan,
Yedi katlı göklerde, Hakk Cemâli'ni bulan,
Evvel-Âhir yolcusu, Yâ Hazreti Muhammed.
Sağnak nûr yağmurları, inerken yedi kattan,
O gece, Sendin gelen, ezel kadar uzaktan,
Melekler, her zerreye, müjde verirken Hakk'tan;
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Güneşler, o gecenin, nûruna secd ederken,
Yıldızlar, meşk içinde, kâinat vecd ederken,
Bütün hamd ü senâlar, Yüce Rabb'e giderken,
O gece sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Kâbe'de şirk taşları, putlar yere dönerken,
Cehâlet bayrakları, birer birer inerken,
Bin yıllık, küfr ateşi, ebediyyen sönerken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
O gece, Sâve Gölü, mûcizeyle kururken,
Kisra Saraylarında, sütunlar savrulurken,
Arz'dan Arş'a , Âlemler, rahmetini bulurken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; doğum kundağı, ak bulutla örülen,
Doğar doğmaz, Allah'a secde emri verilen,
Alnında, âlemlere rahmet tâcı görülen,
Kâinat Efendisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
Beşeri şüpheleri, Kur'ân ilmîyle silen,
Seçilen sevgilisin, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; büyük yargıda, şefaat müjdecisi,
Bunca âciz beşerin, Mahşer günü bekçisi,
Sen ki; Kur'ân şâhidi, Allah'ın son elçisi,
Kurtuluş habercisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren,
Zulüm sancılarını, şefkâtiyle dindiren,
İnkâr yangınlarını, irfânıyla söndüren,
Âlimlerin sultanı, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; güzel huyların, ahlâkın meş'alesi,
Sabır doruklarında, beşerin en yücesi,
Senin Cennet mekânın, fakirlerin hânesi,
Gönüller hazinesi, Yâ Hazreti Muhammed.
Câhiliye devrini, kapatan, ulu Sultan,
Şefaatin, Allah'a yalvaran kolu Sultan,
Rabb'imin, en sevgili, en yakın kulu Sultan,
Melekler Sana hayran, Yâ Hazreti Muhammed.
Sana şâhid, sonsuzlar, ezelden beri her an,
Sana şâhid, âyetler, her zerre ve her mekân,
Senden uzak kalmaya, nasıl dayanır ki can?
Sen, her canda Cânânsın, Yâ Hazreti Muhammed
Mîraç gecesi, bir bir, açılıyorken gökler,
Seni selamlıyorken, her katta peygamberler,
Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler,
Hâkk' a yalnız yürüdün, Yâ Hazreti Muhammed.
Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin,
Dünya'da dönmeyen dil, mahşerde ne söylesin,
Allah, bütün beşeri, ümmetinden eylesin,
Sancağının altında, Yâ Hazreti Muhammed.
Hâkk ile, kul vuslatı, o îlahi düğünde,
Hiç kimseden kimseye, fayda olmayan günde,
Hasatları, has tartan, o terazi önünde,
Noksanları bağışlat, Yâ Hazreti Muhammed.
Bu îman meş'alesi, hiç sönmeden yanacak,
Ümmetin, Seni her an, mahşere dek anacak,
Gönül tortularımız, nûr'unla paklanacak,
Andımıza şâhid ol, Yâ Hazreti Muhammed.
Biliriz ki; hükmü yok, bu dünya nîmetinin,
Gönüldür sermayesi, âhiret servetinin,
Sana, Salât ve Selâm, gönderen ümmetinin,
Cennetler şâhidi ol, Yâ Hazreti Muhammed
(SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM)
Cengiz NUMANOĞLU
(1990)
Arş'ın kubbelerine, adı nûrla yazılan,
İsmi; semâda ''Ahmed'', yerde ''Muhammed'' olan,
Yedi katlı göklerde, Hakk Cemâli'ni bulan,
Evvel-Âhir yolcusu, Yâ Hazreti Muhammed.
Sağnak nûr yağmurları, inerken yedi kattan,
O gece, Sendin gelen, ezel kadar uzaktan,
Melekler, her zerreye, müjde verirken Hakk'tan;
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Güneşler, o gecenin, nûruna secd ederken,
Yıldızlar, meşk içinde, kâinat vecd ederken,
Bütün hamd ü senâlar, Yüce Rabb'e giderken,
O gece sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Kâbe'de şirk taşları, putlar yere dönerken,
Cehâlet bayrakları, birer birer inerken,
Bin yıllık, küfr ateşi, ebediyyen sönerken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
O gece, Sâve Gölü, mûcizeyle kururken,
Kisra Saraylarında, sütunlar savrulurken,
Arz'dan Arş'a , Âlemler, rahmetini bulurken,
O gece, Sendin gelen, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; doğum kundağı, ak bulutla örülen,
Doğar doğmaz, Allah'a secde emri verilen,
Alnında, âlemlere rahmet tâcı görülen,
Kâinat Efendisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
Beşeri şüpheleri, Kur'ân ilmîyle silen,
Seçilen sevgilisin, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; büyük yargıda, şefaat müjdecisi,
Bunca âciz beşerin, Mahşer günü bekçisi,
Sen ki; Kur'ân şâhidi, Allah'ın son elçisi,
Kurtuluş habercisi, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren,
Zulüm sancılarını, şefkâtiyle dindiren,
İnkâr yangınlarını, irfânıyla söndüren,
Âlimlerin sultanı, Yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; güzel huyların, ahlâkın meş'alesi,
Sabır doruklarında, beşerin en yücesi,
Senin Cennet mekânın, fakirlerin hânesi,
Gönüller hazinesi, Yâ Hazreti Muhammed.
Câhiliye devrini, kapatan, ulu Sultan,
Şefaatin, Allah'a yalvaran kolu Sultan,
Rabb'imin, en sevgili, en yakın kulu Sultan,
Melekler Sana hayran, Yâ Hazreti Muhammed.
Sana şâhid, sonsuzlar, ezelden beri her an,
Sana şâhid, âyetler, her zerre ve her mekân,
Senden uzak kalmaya, nasıl dayanır ki can?
Sen, her canda Cânânsın, Yâ Hazreti Muhammed
Mîraç gecesi, bir bir, açılıyorken gökler,
Seni selamlıyorken, her katta peygamberler,
Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler,
Hâkk' a yalnız yürüdün, Yâ Hazreti Muhammed.
Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin,
Dünya'da dönmeyen dil, mahşerde ne söylesin,
Allah, bütün beşeri, ümmetinden eylesin,
Sancağının altında, Yâ Hazreti Muhammed.
Hâkk ile, kul vuslatı, o îlahi düğünde,
Hiç kimseden kimseye, fayda olmayan günde,
Hasatları, has tartan, o terazi önünde,
Noksanları bağışlat, Yâ Hazreti Muhammed.
Bu îman meş'alesi, hiç sönmeden yanacak,
Ümmetin, Seni her an, mahşere dek anacak,
Gönül tortularımız, nûr'unla paklanacak,
Andımıza şâhid ol, Yâ Hazreti Muhammed.
Biliriz ki; hükmü yok, bu dünya nîmetinin,
Gönüldür sermayesi, âhiret servetinin,
Sana, Salât ve Selâm, gönderen ümmetinin,
Cennetler şâhidi ol, Yâ Hazreti Muhammed
(SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM)
Cengiz NUMANOĞLU
(1990)
NE GEREK ?
NE GEREK ?
Seni izliyoruz... Hiç tasalanma,
Büyük irşadından (!), gâfiliz sanma,
Epey temizlendi, kalbimiz amma,
Az daha deterjan, yok mudur hoca?
Bütün suçu, “irticâ”ya bindirdik,
Akşamları, birer ufak sindirdik,
Sayende vakti de, üçe indirdik;
Biraz daha tenzil, yok mudur hoca?
Seninle başladı, dinde varyasyon,
Herkese Cennette, bir rezervasyon.
İyi, güzel, hoş da, reenkarnasyon;
Ölüme de çâre, yok mudur hoca?
Dağıtırken, bol keseden hidâyet (!),
Sulandı sünnetler, sulandı âyet.
Kolaylaştı.. İbâdetler nihâyet;
Topuna bir fetvâ, yok mudur hoca?
“Çağdaş” fetvâların(!), imdâda yetti;
Cümle yobazlıklar, bizi terk etti.
Sayende, tesettür derdi de bitti;
Biraz daha gayret, yok mudur hoca?
Ekranlar sundukça, güzel çehreni;
Elbette kıskanır, âlimler seni.
Haddimi aştıysam, bağışla beni;
Bir nazar boncuğun, yok mudur hoca?
Kendinde, bir dehâ vehmediyorsun,
Göz kusurun mu var, hep “ben” diyorsun?
Çiğ geldin.. Çiğ kaldın.. Çiğ gidiyorsun;
Pişmeye niyetin, yok mudur hoca?
Artistik tavrını, tuttu milyonlar,
Verdiğin hapları, yuttu milyonlar,
Sana, helâl olsun, bu trilyonlar;
Bir hekim ahbabın, yok mudur hoca?
Bitmez bu satırlar, uzar da uzar;
Bilirsin ya paspas, vurdukça tozar.
Her tarafın, ilim olsa ne yazar?
Birazcık irfânın, yok mudur hoca?
Cengiz Numanoğlu
(1998)
Seni izliyoruz... Hiç tasalanma,
Büyük irşadından (!), gâfiliz sanma,
Epey temizlendi, kalbimiz amma,
Az daha deterjan, yok mudur hoca?
Bütün suçu, “irticâ”ya bindirdik,
Akşamları, birer ufak sindirdik,
Sayende vakti de, üçe indirdik;
Biraz daha tenzil, yok mudur hoca?
Seninle başladı, dinde varyasyon,
Herkese Cennette, bir rezervasyon.
İyi, güzel, hoş da, reenkarnasyon;
Ölüme de çâre, yok mudur hoca?
Dağıtırken, bol keseden hidâyet (!),
Sulandı sünnetler, sulandı âyet.
Kolaylaştı.. İbâdetler nihâyet;
Topuna bir fetvâ, yok mudur hoca?
“Çağdaş” fetvâların(!), imdâda yetti;
Cümle yobazlıklar, bizi terk etti.
Sayende, tesettür derdi de bitti;
Biraz daha gayret, yok mudur hoca?
Ekranlar sundukça, güzel çehreni;
Elbette kıskanır, âlimler seni.
Haddimi aştıysam, bağışla beni;
Bir nazar boncuğun, yok mudur hoca?
Kendinde, bir dehâ vehmediyorsun,
Göz kusurun mu var, hep “ben” diyorsun?
Çiğ geldin.. Çiğ kaldın.. Çiğ gidiyorsun;
Pişmeye niyetin, yok mudur hoca?
Artistik tavrını, tuttu milyonlar,
Verdiğin hapları, yuttu milyonlar,
Sana, helâl olsun, bu trilyonlar;
Bir hekim ahbabın, yok mudur hoca?
Bitmez bu satırlar, uzar da uzar;
Bilirsin ya paspas, vurdukça tozar.
Her tarafın, ilim olsa ne yazar?
Birazcık irfânın, yok mudur hoca?
Cengiz Numanoğlu
(1998)
14 Aralık 2013 Cumartesi
Falcılık
Günümüzde pek çok kişi gelecekten haber vereceğini ve bunu kişilerin fallarına bakarak yapacağını iddia ederek insanları dolandırmakta ve kandırmaktadır. Oysa bir insanın Allah’ın dilemesi dışında gelecek hakkında haber sahibi olması mümkün değildir. Allah sadece ilimde derinleşmiş bazı kullarına gayb haberlerini bildirir. Bunun dışında insanların bir oyun olarak uğraştığı falcılık, astroloji, kehanet bildirmek gibi safsatalar gerçek olması mümkün olmayan, Allah’ın Kuran’da yasakladığı aldatmacalardan ibarettir.
Tarih boyunca insanlar gelecekte neler olacağını merak etmiş ve bu merakları sayesinde falcılık, kehanetçilik gibi konulara merak sarmışlardır. Kimileri ne zaman evleneceklerini, kimileri ne zaman öleceklerini kimileri de neler yaşayacaklarını öğrenmek için bu yollara başvurmuştur. Fakat bazı insanların bir eğlence ve oyalanma amacıyla ilgilendikleri falcılığı Allah’ın Kuran’da haram kılmıştır..
Falcılık ve Fal Baktırmak Kuran’da Yasaklanmıştır
Falcılık çok eski çağlardan beri insanların arasında yaygın olan batıl bir uğraşıdır. İnsanların gelecek hakkında bilgi sahibi olma merakı ve hırsı sebebiyle bir ticaret kapısına dönüştürülen bu boş uğraşı kişiye hiçbir yarar sağlamaz. Fal baktıranlar, çoğu zaman duyduklarından hoşlanmaz veya karşısındakilerin onun hoşuna gideceğini düşündüğü boş vaatler vermesi sebebiyle gereksiz beklentilere girerek, bunların gerçekleşmemesi sonucu isyankar ve öfkeli davranışlarda bulunurlar. Oysa bu tarz batıl inançların hiçbir dayanağı yoktur.
“Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur kurtuluşa erersiniz.” (Maide Suresi, 90)
Kuran’da haber verildiği üzere “... Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.” (Ahzab Suresi, 38) Bu nedenle insanların batıl inanç ve sapkın düşüncelerin peşinde koşmak yerine Allah’ın onlar için yazdığı değişmez kadere tevekkül etmeleri ve geleceğe, Allah’a teslim bir ruhla bakmaları çok daha doğru olacaktır. Samimi bir Müslüman gökteki cisimlerden medet ummak yerine Allah’ın beğeneceği umulan yolu seçer ve kadere teslim olur. Allah’ın emir ve yasakları, hoşnut olduğu ahlak özellikleri Kuran’da apaçık bildirilmişken kuşkusuz astroloji gibi batıl düşüncelerin ne denli akılsızca ve samimiyetsiz olduğu ortadadır. Kuran’da büyük bir yanılgı içinde olan bu kişiler şöyle haber verilmiştir:
“...Biz bunlara sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz...” (Zümer Suresi, 3)
“Gaybın anahtarları Allah Katındadır ...” (Enam Suresi, 59)
Falcılık, kehanetçilik ve bu tarz batıl inançlar bir tür gayb (bilinmeyen)
bilgisinden haber verme iddiasıdır. Oysa Kuran’da gaybı Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği, peygamberlerin ve kendisine ilim verilen kulların bile sadece Allah’ın dilediği kadarına nail olabilecekleri haber verilmektedir. (Neml Suresi, 65) Kuran’da Kehanette Bulunmak Yasaklanmıştır
Gelecekten veya geçmişten haber verebileceklerini iddia eden falcı, kahin gibi kişilerin gaybı bilmeleri mümkün değildir. İman etmeyen cinlerle işbirliği içerisinde olan bu gibi kişiler sadece ayette bildirildiği gibi, ‘zan ve tahminle yalan söylemektedirler.’ Kehanette bulunmak olarak adlandırılan bu uydurmalar, Allah inancı sağlam olmayan bazı kimseler üzerinde etkili olabilmektedir. Allah’ın takdir etmiş olduğu kader dışında hiçbir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını kavrayamayan bu kişiler kendilerine falcı diyen bazı kimselerden duydukları boş sözler sebebiyle korkar, üzülür, sevinir, kendilerince tedbirler alırlar. Bu sayede komik duruma düşer ve şeytanın oyununa gelirler. Çünkü falcılık ile geleceğe ve geçmişe dair bilgiler edindiğini zannetmek ve bu söylenenlere göre hareket etmek büyük bir sapkınlıktır.
Cinler Gaybı Bilemezler
Kimi insanlar cinlerin gaybı bildiğine dair yanlış bir inanışa sahiptir. İnsanlar gibi Allah’ın dilemesi dışında cinlerin gaybı bilmesi de mümkün değildir. Cinlerin gaybe dair söyledikleri, birer zan ve tahminden ibarettir. Çünkü cinler de tıpkı insanlar gibi imtihan olan varlıklardır. İçlerinden iman edenleri olduğu gibi inkarcı cinler de bulunmaktadır. Cinlerle ilgili olarak ayetlerde şöyle bildirilir:
“Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk. Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur. Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?” (Cin Suresi, 8-10)
Tıpkı yukarıdaki ayette bahsedildiği gibi kulak hırsızlığı yapmaya çalışarak, üstün melekler topluluğundan gayb haberlerini öğrenmeye çalışan cinlerin varlığı Kuran’ın başka ayetlerinde de haber verilmiştir. Rabbimiz sözü çalmaya çalışan şeytanları ve cinleri bir ateşin izlediğini şu şekilde bildirmiştir:
“Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler.” (Hicr Suresi, 18)
“Şüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık. Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk; Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar; Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır. Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).” (Saffat Suresi, 6-10)
Cinlerin insanlara gaybtan haber vermelerinin mümkün olmadığının açık bir delili ise Sebe Suresi'nin 14. ayetinde haber verildiği üzere cinlerin Hz. Süleyman’ın vefatından, sonradan haberdar olmalarıdır. Bu gerçek Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
“Böylece onun (Süleyman’ın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı.” (Sebe Suresi, 14)
Müminler Yalnızca Allah’a Tevekkül Eder ve O’ndan Yardım Dilerler
Allah’ın indirdiği hak dine karşılık, tarih boyunca şeytan insanların kafasını karıştıran batıl inançlar ve akımlar ortaya koymuş ve onları Allah’ın dosdoğru yolundan saptırmaya çalışmıştır. Sözde uğurlu, uğursuz günler, sayılar, renkler, tarihler, batıl düşünceler, takıntılar gibi hurafeler halk arasında en yaygın olanlardandır.
Bu tarz hurafi inanışlar insanlık tarihi boyunca varolmuş ve bazı kimseler maneviyat arayışlarını bu sapkın düşüncelerle doldurmaya çalışmıştır. Ancak materyalist felsefenin ürünü olan bu inançlar hak din ve Allah’ın kelamı karşısında sabun köpüğünün suda erimesi gibi bir anda yok olacaktır.
Sonsuz ilim sahibi olan Yüce Rabbimiz, kainattaki tüm varlıkları bir kader ile yaratmıştır. Allah’ın yarattığı kader kusursuzdur. Müminler de, kendileri için bir gayb olan kadere inanırlar ve Allah’ın onu en mükemmel şekilde yarattığını, sonuçta kendileri için en güzel ve hayırlı olanın gerçekleşeceğini bilirler. Nitekim Allah, iman eden kullarına vaatte bulunmuş, onları en güzel sonuç olan cennetle müjdelemiştir. Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:
“Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar. Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O’nun va’di yerine gelecektir." (Meryem Suresi, 60-61)
Allah’ın herşeyi bir kader üzerine yarattığını bilen imanlı bir kimse, şeytanın bir öğretisi olan büyü, falcılık, kehanetçilik, batıl inanç gibi safsatalara inanmaz. Allah’ın onun için en hayırlısını takdir ettiğini bilir ve gelecekten şüphe veya korku duymaz. Zamanı gelince yaşaması gerekeni yaşayacağının, bunlar hakkında bilgisinin olup olmamasının birşeyi değiştirmeyeceğinin şuurundadır. Yüce Allah bu gerçeği Kuran’da şu şekilde haber vermiştir:
“Her bir haber için 'kararlaştırılmış bir zaman (müstakar)' vardır. Siz de bileceksiniz.” (Enam Suresi, 67)
De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.” (Neml Suresi, 65)
Ahir zaman hadislerinde rivayet edildiğine göre Allah'ın haram kıldığı fitneler, adeta bir geçim kaynağı haline gelecek, büyücü ve falcılar insanları sömürerek fayda elde edeceklerdir. Ahir zamanın bu büyük fitnesi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de haber verilmiştir. Bunlardan biri şu şekildedir: “Ahir zamanda ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum, yıldızlara (inanmak), kaderi yalanlamak...” (Ramuz el-Ehadis, 1/1540)
Tarih boyunca insanlar gelecekte neler olacağını merak etmiş ve bu merakları sayesinde falcılık, kehanetçilik gibi konulara merak sarmışlardır. Kimileri ne zaman evleneceklerini, kimileri ne zaman öleceklerini kimileri de neler yaşayacaklarını öğrenmek için bu yollara başvurmuştur. Fakat bazı insanların bir eğlence ve oyalanma amacıyla ilgilendikleri falcılığı Allah’ın Kuran’da haram kılmıştır..
Falcılık ve Fal Baktırmak Kuran’da Yasaklanmıştır
Falcılık çok eski çağlardan beri insanların arasında yaygın olan batıl bir uğraşıdır. İnsanların gelecek hakkında bilgi sahibi olma merakı ve hırsı sebebiyle bir ticaret kapısına dönüştürülen bu boş uğraşı kişiye hiçbir yarar sağlamaz. Fal baktıranlar, çoğu zaman duyduklarından hoşlanmaz veya karşısındakilerin onun hoşuna gideceğini düşündüğü boş vaatler vermesi sebebiyle gereksiz beklentilere girerek, bunların gerçekleşmemesi sonucu isyankar ve öfkeli davranışlarda bulunurlar. Oysa bu tarz batıl inançların hiçbir dayanağı yoktur.
“Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur kurtuluşa erersiniz.” (Maide Suresi, 90)
Kuran’da haber verildiği üzere “... Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.” (Ahzab Suresi, 38) Bu nedenle insanların batıl inanç ve sapkın düşüncelerin peşinde koşmak yerine Allah’ın onlar için yazdığı değişmez kadere tevekkül etmeleri ve geleceğe, Allah’a teslim bir ruhla bakmaları çok daha doğru olacaktır. Samimi bir Müslüman gökteki cisimlerden medet ummak yerine Allah’ın beğeneceği umulan yolu seçer ve kadere teslim olur. Allah’ın emir ve yasakları, hoşnut olduğu ahlak özellikleri Kuran’da apaçık bildirilmişken kuşkusuz astroloji gibi batıl düşüncelerin ne denli akılsızca ve samimiyetsiz olduğu ortadadır. Kuran’da büyük bir yanılgı içinde olan bu kişiler şöyle haber verilmiştir:
“...Biz bunlara sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz...” (Zümer Suresi, 3)
“Gaybın anahtarları Allah Katındadır ...” (Enam Suresi, 59)
Falcılık, kehanetçilik ve bu tarz batıl inançlar bir tür gayb (bilinmeyen)
bilgisinden haber verme iddiasıdır. Oysa Kuran’da gaybı Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği, peygamberlerin ve kendisine ilim verilen kulların bile sadece Allah’ın dilediği kadarına nail olabilecekleri haber verilmektedir. (Neml Suresi, 65) Kuran’da Kehanette Bulunmak Yasaklanmıştır
Gelecekten veya geçmişten haber verebileceklerini iddia eden falcı, kahin gibi kişilerin gaybı bilmeleri mümkün değildir. İman etmeyen cinlerle işbirliği içerisinde olan bu gibi kişiler sadece ayette bildirildiği gibi, ‘zan ve tahminle yalan söylemektedirler.’ Kehanette bulunmak olarak adlandırılan bu uydurmalar, Allah inancı sağlam olmayan bazı kimseler üzerinde etkili olabilmektedir. Allah’ın takdir etmiş olduğu kader dışında hiçbir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını kavrayamayan bu kişiler kendilerine falcı diyen bazı kimselerden duydukları boş sözler sebebiyle korkar, üzülür, sevinir, kendilerince tedbirler alırlar. Bu sayede komik duruma düşer ve şeytanın oyununa gelirler. Çünkü falcılık ile geleceğe ve geçmişe dair bilgiler edindiğini zannetmek ve bu söylenenlere göre hareket etmek büyük bir sapkınlıktır.
Cinler Gaybı Bilemezler
Kimi insanlar cinlerin gaybı bildiğine dair yanlış bir inanışa sahiptir. İnsanlar gibi Allah’ın dilemesi dışında cinlerin gaybı bilmesi de mümkün değildir. Cinlerin gaybe dair söyledikleri, birer zan ve tahminden ibarettir. Çünkü cinler de tıpkı insanlar gibi imtihan olan varlıklardır. İçlerinden iman edenleri olduğu gibi inkarcı cinler de bulunmaktadır. Cinlerle ilgili olarak ayetlerde şöyle bildirilir:
“Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk. Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur. Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?” (Cin Suresi, 8-10)
Tıpkı yukarıdaki ayette bahsedildiği gibi kulak hırsızlığı yapmaya çalışarak, üstün melekler topluluğundan gayb haberlerini öğrenmeye çalışan cinlerin varlığı Kuran’ın başka ayetlerinde de haber verilmiştir. Rabbimiz sözü çalmaya çalışan şeytanları ve cinleri bir ateşin izlediğini şu şekilde bildirmiştir:
“Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler.” (Hicr Suresi, 18)
“Şüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık. Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk; Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar; Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır. Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).” (Saffat Suresi, 6-10)
Cinlerin insanlara gaybtan haber vermelerinin mümkün olmadığının açık bir delili ise Sebe Suresi'nin 14. ayetinde haber verildiği üzere cinlerin Hz. Süleyman’ın vefatından, sonradan haberdar olmalarıdır. Bu gerçek Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
“Böylece onun (Süleyman’ın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı.” (Sebe Suresi, 14)
Müminler Yalnızca Allah’a Tevekkül Eder ve O’ndan Yardım Dilerler
Allah’ın indirdiği hak dine karşılık, tarih boyunca şeytan insanların kafasını karıştıran batıl inançlar ve akımlar ortaya koymuş ve onları Allah’ın dosdoğru yolundan saptırmaya çalışmıştır. Sözde uğurlu, uğursuz günler, sayılar, renkler, tarihler, batıl düşünceler, takıntılar gibi hurafeler halk arasında en yaygın olanlardandır.
Bu tarz hurafi inanışlar insanlık tarihi boyunca varolmuş ve bazı kimseler maneviyat arayışlarını bu sapkın düşüncelerle doldurmaya çalışmıştır. Ancak materyalist felsefenin ürünü olan bu inançlar hak din ve Allah’ın kelamı karşısında sabun köpüğünün suda erimesi gibi bir anda yok olacaktır.
Sonsuz ilim sahibi olan Yüce Rabbimiz, kainattaki tüm varlıkları bir kader ile yaratmıştır. Allah’ın yarattığı kader kusursuzdur. Müminler de, kendileri için bir gayb olan kadere inanırlar ve Allah’ın onu en mükemmel şekilde yarattığını, sonuçta kendileri için en güzel ve hayırlı olanın gerçekleşeceğini bilirler. Nitekim Allah, iman eden kullarına vaatte bulunmuş, onları en güzel sonuç olan cennetle müjdelemiştir. Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:
“Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar. Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O’nun va’di yerine gelecektir." (Meryem Suresi, 60-61)
Allah’ın herşeyi bir kader üzerine yarattığını bilen imanlı bir kimse, şeytanın bir öğretisi olan büyü, falcılık, kehanetçilik, batıl inanç gibi safsatalara inanmaz. Allah’ın onun için en hayırlısını takdir ettiğini bilir ve gelecekten şüphe veya korku duymaz. Zamanı gelince yaşaması gerekeni yaşayacağının, bunlar hakkında bilgisinin olup olmamasının birşeyi değiştirmeyeceğinin şuurundadır. Yüce Allah bu gerçeği Kuran’da şu şekilde haber vermiştir:
“Her bir haber için 'kararlaştırılmış bir zaman (müstakar)' vardır. Siz de bileceksiniz.” (Enam Suresi, 67)
De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.” (Neml Suresi, 65)
Ahir zaman hadislerinde rivayet edildiğine göre Allah'ın haram kıldığı fitneler, adeta bir geçim kaynağı haline gelecek, büyücü ve falcılar insanları sömürerek fayda elde edeceklerdir. Ahir zamanın bu büyük fitnesi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de haber verilmiştir. Bunlardan biri şu şekildedir: “Ahir zamanda ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum, yıldızlara (inanmak), kaderi yalanlamak...” (Ramuz el-Ehadis, 1/1540)
Kim bir kahine ya da falcıya gider de onun söylediğinin doğru olduğunu kabul ederse, Muhammed’e indirileni inkar etmiştir.”
Ahmed Müsned 2/429, Albânî Sahihu’l-Cami 5939
Eğer kâhine ye da falcıya giden kimse onların gaybı/bilinmeyeni bildiğini kabul etmez ama yine de denemek veya benzeri bir sebeple giderse kâfir olmaz fakat kırk gün namazı kabul edilmez. Bunun delili de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sözüdür:
“Kim bir falcıya gider ve ona bir şey sorarsa kırk gece (gün) namazı kabul olmaz!”
Müslim 4/1751
Ahmed Müsned 2/429, Albânî Sahihu’l-Cami 5939
Eğer kâhine ye da falcıya giden kimse onların gaybı/bilinmeyeni bildiğini kabul etmez ama yine de denemek veya benzeri bir sebeple giderse kâfir olmaz fakat kırk gün namazı kabul edilmez. Bunun delili de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sözüdür:
“Kim bir falcıya gider ve ona bir şey sorarsa kırk gece (gün) namazı kabul olmaz!”
Müslim 4/1751
YA SEN
En güzel hayalim sensin...Gözlerinin içinde erimek istiyorum..
Sadece seni düşünmek yetmiyor,yanımda olmanı,canımda olmanı istiyorum.
YA SEN..
Sadece seni düşünmek yetmiyor,yanımda olmanı,canımda olmanı istiyorum.
YA SEN..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



