14 Aralık 2013 Cumartesi
26 Kasım 2013 Salı
UNUTTUM GİBİ
Unutmusum, içimdeki umutlarin beyazligini... Unutmusum mavi, yesil, al renkleri... Ne zaman bir yagmur sesi duysam, ne zaman bir su sesi, içimde sevgiler kanar, pinarlar kanar benimle. Sonra sen gelir dökülürsün içime, sen gelir dökülürsün gözlerime, kirpiklerim dökülür yollara. Gülaydinligin dogar üstüme. Iste o zaman dag dag özlem kesilirim, bulut bulut, hüzün hüzün.. Düstügüm her uçurumda sen... varsin yanimda seni tasidim içimde bir damla gözyasi gibi bütün yildizlara ismini haykirdim, bütün gecelere bir sen yoksun bir sen duymuyorsun bi-tanem rüyalarimi hicran alir her gece gelmezsin çagrilarim isyan olur her gece bilmezsin sevdasini yüregime taht kurdugum nerdesin bir sen yoksun bir sen bilmiyorsun bi-tanem bil ki hep sana aktim bu sevdali nehirlerde hep seni bekledim bu düstügüm yer..
OLAMADI
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi ...
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi ...
ALKOL
lkol 40 günde damar lardan ancak atılıyor .fakat
İçkinin yasak olduğuna dair ayet çok (Bakara 219, Mâide 90, 91, Yûnus 4, Nahl 67) ve genellikle biliniyor.
İçkili iken namaza gelince:
Nisâ 43. "Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın..."
Ayette belirtildiği üzere içkili olma durumunda namaz olmaz. Bunun dışında namaz kılınır.
40 gün hadisesine gelince bu "midesine haram girenin 4o gün duası makbul olmaz" (taberani) hadisinden kaynaklanıyor olmalıdır.
Fakat bu rivayette söylenildiği durum ve ortam gözetilirse; bu ifadenin içkinin çok kötü olduğuna kesin bir vurgudan ve ondan uzaklaştırmaya yönelik ısrarlı tenbihten dolayı böyle şiddetli ifade olduğu görülür.
Az veya çok içkili iken namaz olmaz. Bunun dışında namaz kılınabilir.
Ankebut 45. Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı (fahşâ)hayasızlıktan ve (münker)kötülükten alıkor. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.
Allah herkesi, o illetten (dini, sağlığı ve yaşantısı adına) uzak kılsın.
İçkinin yasak olduğuna dair ayet çok (Bakara 219, Mâide 90, 91, Yûnus 4, Nahl 67) ve genellikle biliniyor.
İçkili iken namaza gelince:
Nisâ 43. "Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın..."
Ayette belirtildiği üzere içkili olma durumunda namaz olmaz. Bunun dışında namaz kılınır.
40 gün hadisesine gelince bu "midesine haram girenin 4o gün duası makbul olmaz" (taberani) hadisinden kaynaklanıyor olmalıdır.
Fakat bu rivayette söylenildiği durum ve ortam gözetilirse; bu ifadenin içkinin çok kötü olduğuna kesin bir vurgudan ve ondan uzaklaştırmaya yönelik ısrarlı tenbihten dolayı böyle şiddetli ifade olduğu görülür.
Az veya çok içkili iken namaz olmaz. Bunun dışında namaz kılınabilir.
Ankebut 45. Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı (fahşâ)hayasızlıktan ve (münker)kötülükten alıkor. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.
Allah herkesi, o illetten (dini, sağlığı ve yaşantısı adına) uzak kılsın.
22 Kasım 2013 Cuma
HZ.ALİ DEN ÖZLÜ SÖZLER
HAZRET-İ ALİ (K.V.)’DEN HİKMETLER
“Ben ilmin şehriyim, Ali de o şehrin kapısıdır.” (Hadîs-i Şerîf, Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)
• İnsanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.
• Haddini bilen kişi helâk olmaz,
• Herkesin değeri, yaptığı iyilikle, ihsân ve ilmiyle ölçülür.
• Kişi, dilinin altında gizlidir.
• Dili tatlı olanın dostu çok olur.
• İyilik ile hür kişi köle yapılır.
• Cimriyi, malının bir felâket ile yok olabileceği veya vârise kalabileceği ile korkut.
• Söyleyene bakma, söylediğine bak.
• Bela vaktinde sızlanmak, feryâd etmek, mihneti artırır.
• Zulüm ile zafer olmaz.
• Oburlukla sıhhat birleşemez.
• Edepsizlikle şeref birleşemez.
• İntikam hissi ile efendilik (ululuk) olamaz.
• İstişareyi (danışmayı) terk ile doğruya varılmaz.
• Yalancıda insanlık yoktur.
• Takvadan üstün şeref yoktur.
• Kişiyi umduğu şeye tevbeden daha çok eriştiren bir şefaatçi olamaz.
• Afiyetten (sıhhattan) daha güzel bir elbise olamaz.
• Cehaletten daha tehlikeli bir hastalık olamaz.
• İnsan bilmediği şeyin düşmanıdır.
• İşlenen suçun özrünü tekrarlamak işlenen suçu hatırlatır.
• Cemaat içinde bir kimseye nasihat etmek, onu utandırmaktır.
• Cahildeki bir nimet, çöplükteki çiçeğe benzer.
• Belâ ve musibet ânında, feryad ve figan etmek sabırdan daha yorucudur.
• Düşmanın en büyüğü, hilesini daha çok gizleyendir.
• İlim, hikmet, mü’min kişinin yitiğidir,
• Cimrilik, ayıpların bütün kötülüklerini kendisinde toplar.
• Allâh’ın takdirleri olunca, kulun tedbirleri kayıp olur.
• Nefsânî arzusunun esiri kimse, köleden daha alçaktır.
Çocuğun Dini Eğitimi
Çocuğun Dini Eğitimi evde başlamalı
Çocuklarımız, manevi ve kültürel mirasımızın vârisleri, aydınlık yarınlarımızın umutlarıdır. Bir toplumun ilerlemesi ve mutluluğu, aileye verdiği değere, genç kuşakların yetişmesi için gösterdiği çabaya ve öneme bağlıdır. Çocuklarımız bizim en değerli varlıklarımızdır. Aileler, bu değerin farkına vararak yaşamalı, onların eğitiminin büyük bir sorumluluk gerektirdiğinin şuurunda olarak hareket etmelidir. Peygamberimiz (sas): “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Erkek, ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Buna göre hepiniz birer çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.”[1] buyurarak bu mevzuya dikkat çekmektedir.
Çoban kelimesiyle; sorumluluk hissettiği kişileri her türlü tehlikeye karşı koruyan, onların ihtiyaçlarını bilen ve karşılayan, onlarla birebir ilgilenen, onlara güven veren ve onların iyi hâl üzere olmasına özen gösteren manası kastedilmiş olmalıdır. “Erkek, ailesinin çobanıdır.” denilerek aile reisinin baba olduğunu, ailenin geçiminden ve terbiyesinden öncelikli olarak babanın sorumlu olduğunu anlıyoruz. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır; yani evin iç düzeniyle birlikte çocukların bakımı ve yetiştirilmesi onun sorumluluk alanına girmektedir. Şüphesiz ki çocuğun yetiştirilmesi sürecinde annenin emeği daha büyüktür. Bu durum Kur’ân-ı Kerim’de: “Annesi onu zahmetle karnında taşımış ve güçlükle doğurmuştur. Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır.”[2] diye tasvir edilir. Hamilelik, doğum ve emzirme döneminin zahmeti anne hakkını üstün kılmaktadır.
“Bir gün bir adam: ‘Ey Allah’ın Resûlü! İnsanlar arasında iyilik yapmama, kendisine iyi davranmama en çok lâyık olan kimdir?’ diye sordu. Resûlullah (sas): ‘Annen!’ buyurdu. Adam: ‘Ondan sonra kimdir?’ diye sordu. ‘Annendir!’ Adam, yine sordu: ‘Sonra kimdir?’ yine ‘Annendir!’ buyurdu. Adam: ‘Sonra kim gelir?’ diyerek dördüncü kez sorusunu tekrarladı. Sevgili Peygamberimiz bu kez: ‘Babandır!’ diye cevap verdi.”[3]
Annenin bu şerefe lâyık olması, şefkat kanatlarını evlatlarının üzerine indirmesi, onları kendine tercih etmesi, koşulsuz sevmesi, onların dertleriyle dertlenmesi, öfkesinde bile sevgiyi barındırması sebebiyledir. Bir gün sırtına iki çocuğunu yüklenmiş yoksul bir kadın bir şeyler istemek üzere Hz. Âişe validemize gelir. Hz. Âişe validemiz kadına üç hurma verir. O da çocuklarından her birine birer hurma verir. Kalan diğer hurmayı da kendisi yemek üzere ağzına götürür; ancak çocuklar onu da isterler. Kadın yemek istediği bu hurmayı da çocukları arasında bölüştürür. Kadının bu tutumuna hayran kalan Hz. Âişe olup biteni Peygamberimize anlatır. Peygamberimiz de: “Doğrusu Allah, bu şefkati sebebiyle o kadına cennetini vermiş ve onu cehennemden kurtarmıştır.” der.[4] Gönlümüzün meyvesi olan çocuklarımıza gösterdiğimiz şefkat, bizleri haz.Allah’ın lütfuna eriştirecektir. Peygamberimiz bir sözünde Kureyş kadınlarını övmekte ve şöyle demektedir:
“Kureyş kadınları, deveye binen kadınların en hayırlılarıdır. Onlar çocuklarına daha iyi bakarlar, kocalarına karşı daha saygılıdırlar.”[5] Peygamberimiz Kureyş kadınlarının çocuklarına olan yaklaşımlarını örnek olarak sunmaktadır. Çocukların bakımını en iyi şekilde yapmak… Bu bakımla kastedilen, sadece onların yeme, içme, giyinme ve diğer maddi ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Dünyevî hiçbir sevginin dolduramadığı gönlü, haz.Allahın sevgisiyle besleyebilmek, Kur’an ahlâkıyla bezeyebilmektir. Yani temiz bir fıtrat üzere doğan çocuğun bu sâfiyetini İslâmî terbiyeyle koruyabilmektir. Çünkü haz.Allah nezdinde hak din İslâm’dır.[6]
Kur’ân-ı Kerim’de kendimizi ve ehlimizi ateşten korumamız emredilmektedir.[7] Bu âyetle ilgili olarak Hz. Ömer, “ ‘Ya Resûlallah! Nefislerimizi koruruz, fakat ailemizi nasıl koruyabiliriz?’ diye sorduğunda, Allah’ın Resûlü : ‘Allah’ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyedersiniz ve Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu onları korumak demektir.’ diyerek cevap verdi.” imamı Zemahşeri de el-Keşşaf adlı tefsirinde konuyla ilgili olarak şu hadisi şerifi nakletmiştir: “Allah, o kimseye rahmet etsin ki ‘Ey ailem! Namazınıza, orucunuza, zekâtınıza, miskinlerinize, yetim ve komşularınıza dikkat edin.’ der. Ola ki Allah Teâlâ onları onunla beraber cennette toplar.”
Buradan da anlıyoruz ki çocuklara dini eğitim vermek ve hayatlarında İslâmî prensiplere bağlı kalmaları noktasında uyarma görevinde bulunmak dini bir zorunluluktur. Sevgi pınarımız, kendisini tanıdıkça haz.Allah’a olan muhabbetimizin artmasına sebep olan Peygamberimiz, şu sözleriyle bizleri uyarıyor: “‘Ahir zamanda babalarından dolayı vay o evlatların haline!’ Sahâbîler şaşkınlık ve merak içerisinde: ‘Müşrik babalarından ötürü mü?’ Şefkat Peygamberi: ‘Hayır! Mümin babaları.’ Daha da şaşıran sahâbîler: ‘Nasıl olur, ey Allah’ın Resûlü? Hayret içeren bakışlara, dikkat kesilen kulaklara, sorumluluk yükleyen cevap: ‘Babaları, onlara dinlerini öğretmeyi ihmal etti.’ olur.”[8]
Sevgimizle sarmaladığımız, gözyaşlarına dayanamadığımız, acılarına onlardan önce yandığımız, en iyi imkânlara sahip olsunlar diye çabaladığımız, gözbebeğimiz evlatlarımız, haz.Allah’ın bizlere emanetleri… Bilelim ki, iyi bir Müslüman olma gayretinde olduğumuz ve bizleri örnek alarak öğrenen çocuklarımıza iyi birer model olabilme özverisinde bulunduğumuz sürece bu emanete sahip çıkmış olacağız. Yoksa uhrevî sorumluluğumuzu yerine getirmediğimiz için hüsrana uğrayacağız.[9]
Peygamberimiz (sas): “Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha üstün bir miras bırakamaz ve onun çocuğunu terbiye etme noktasındaki her bir çabası sadaka vermesinden daha hayırlıdır.” der.[10] Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri, güzel ahlâk üzere yetiştirilmesidir. Baba bundan mesuldür. Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği o günde “Çocuğunu terbiye etmek için neler yaptın, ona neler öğrettin?” diye hesaba çekilecektir. Âyet-i kerimede “Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir fitnedir. Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır.”[11] buyrulmaktadır. Burada fitneden maksadın, imtihan vesilesi olduğu âlimler tarafından belirtilmiştir. Bu imtihanı kazanmanın bir yolu; onlara karşı vazifelerimizi bilmek, elimizden geldiğince ahlâklarını güzelleştirebilmek ve onları sadece bu dünyaya değil âhirete de en iyi şekilde hazırlayabilmektir. Diğer bir yolu da “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın.”[12] ilâhî ikazını unutmamaktır. Fazla mal ve evlat sahibi olmayı hayatımızın tek gayesi haline getirdiğimizde asıl yaradılış gayemiz olan haz.Allah’a kul olma şuurundan uzaklaşmış olacağız.
Çocuklarına iyi bir terbiye veren anne ve babalar, dünyada bunun meyvelerini zaten alırlar. Öldükleri zaman ise arkalarında kendilerine dua eden hayırlı bir evlat bıraktıkları için amel defterleri kapanmaz. Ebeveynler, ilâhî hikmet gereği, salih amel işleyerek hayatlarını zenginleştiren çocukları sebebiyle sevap kazanmaya devam ederler.[13] Nice yüzlerin aydınlanacağı o kıyamet gününde vahiy gereğince amel eden evlatları sebebiyle de ziyâsı güneşin ziyâsından daha güzel taçlar kendilerine giydirilir.[14]
Ey kalpleri halden hale çeviren Rabbimiz!
Kalplerimizi Senin dinin üzere sabit kıl.
Bizleri, Senin rızana uygun evlatlar yetiştirmede muvaffak eyle.
Âmin!
20 Kasım 2013 Çarşamba
MEDİTASYON NASIL YAPILIR
TİTREŞİMİ YÜKSELTME 5 DAKİKALIK NEFES MEDİTASYONUNU YAPTIKTAN SONRA GÖZLERİMİZ AÇIK YÜKSEK SESLE AŞAĞIDAKİ OLUMLAMALARI HER BÖLÜMÜ 3 KEZ TEKRARLIYORUZ. YİNE İSTEĞİNİZE BAĞLI BİR MEDİTASYON MÜZİĞİ KULLANABİLİRİZ. • Zihnimin sessizleşmesine ve huzurlu hale gelmesine izin veriyorum. Şimdi huzur içindeyim. Nefes alırken, ışığı içeri soluyorum. Nefes verdikçe içimdeki ışık olmayan her şeyi salıyorum. • Duygularım sessizleşiyor ve sakinleşiyor. Bedenim gevşemiş durumda. Bedenimi taramak, duruşumu ayarlamak ve bedenim rahat bir pozisyona getirmek için bir dakika ayırıyorum. • Başkalarına verdiğim ve başkalarından aldığım tüm sevgiyi onaylıyorum. • İçimde hala tekamül etmekte olan şüphelerim, korkularım, hatalarım, tavırlarım ve davranışlarım için kendimi affediyorum. • Kendimi ve başkalarını nasıl seveceğim konusunda bildiğimin en iyisini yapan, sevgi dolu bir varlığım. • Duygularımı seviyorum ve kabul ediyorum. İstediğim kadar gelişmemiş duygulara sahip olduğum için kendimi affediyorum. Onları kucakladıkça ve deneyimledikçe, değişmek için özgür oluyorlar. • Düşüncelerimi seviyorum ve kabul ediyorum. Negatif bir düşünce deneyimlediğimde, onu, henüz daha iyisini bilmeyen bir çocuk gibi seviyorum. Bir pozitif düşüncenin binlerce negatifi erteleyebileceğini bilerek, ona bir pozitif düşünce ekliyorum. • Kalbimi ışıktan bir yıldız olarak hayal ediyorum. Bedenimdeki her hücreye sevgi yayıyor. • Bugün yapabileceğim, kendim için sevgi dolu ve yetiştirici bir şeyi düşünüyorum ve onu yapıyorum. • Bugün yapabileceğim, bir başkası için sevgi dolu ve yetiştirici bir şeyi düşünüyorum ve onu yapıyorum. • Bugün nezaket içinde davranıyorum. İnsanlara gülümsüyorum ve iyi niyet yayıyorum. • Kalbimi parıldayan bir yıldız gibi resmediyorum, sevginin benden yayılmasına ve nezaketimle beraber başkalarını yükseltmesine ve yetiştirmesine izin veriyorum. • Şimdi zihnime gelen birkaç kişiye sevgi göndermek için bir dakika ayırarak bitiriyorum. • Başkalarını sevdikçe titreşimim yükseliyor. -alıntı- Hasan Yalkın İçsel Aydınlanma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




