18 Kasım 2013 Pazartesi

UNUTTUMMU?

Unutmusum, içimdeki umutlarin beyazligini... Unutmusum mavi, yesil, al renkleri... Ne zaman bir yagmur sesi duysam, ne zaman bir su sesi, içimde sevgiler kanar, pinarlar kanar benimle. Sonra sen gelir dökülürsün içime, sen gelir dökülürsün gözlerime, kirpiklerim dökülür yollara. Gülaydinligin dogar üstüme. Iste o zaman dag dag özlem kesilirim, bulut bulut, hüzün hüzün.. Düstügüm her uçurumda sen... varsin yanimda seni tasidim içimde bir damla gözyasi gibi bütün yildizlara ismini haykirdim, bütün gecelere bir sen yoksun bir sen duymuyorsun bi-tanem rüyalarimi hicran alir her gece gelmezsin çagrilarim isyan olur her gece bilmezsin sevdasini yüregime taht kurdugum nerdesin bir sen yoksun bir sen bilmiyorsun bi-tanem bil ki hep sana aktim bu sevdali nehirlerde hep seni bekledim bu düstügüm yer...

Çöllerde kalmayı sevdim Seninle...

Çöllerde kalmayı sevdim Seninle...
Yalnızdım,kalabalıklar içinde...
Her şeyde Sen'in sanatını görmeyi sevdim ben...
Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim..
Yıldızlarda nurunu,güneşte narını,ateşte harını bulmayı sevdim... 
Aziz oluşunu,Kadir-i mutlak oluşunu sevdim..
Settar oluşunu sevdim...
Öylesine güzel bir sırdaştın ki 
Sen,kimselere bir sırrımı vermedin..
Günahıma rağmen yücelttin beni..
Şeref ikram ettin..
Ekremül-ekreminsin..
Kulunu sevmeni sevdim ey Rabbim..
Ben unuttum,unutmadın..
Ben adını anmadım,yine de bırakmadın..
Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken,
Seni bırakıp başkalarına yandım..
Yinede vazgeçmedin benden..
Sevdin beni oysa,ben Sana kul bile olamadım..
Nankörlük ettim..
Yine de nimetlerini esirgemedin...
Şikayet eden,sızlanan,dert yanan hep ben oldum.
Sen sevdin beni...
Bense vefasız bir sevgiliydim..
Kıymetini bilemedim...
Affet ALLAH'ım…

Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım

Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi ..

BİLSE

Bazen değer vermek yetmez, seversin hemde ölümüne. Ama o seni daha az sever ya da hiç sevmez. Sen üşürken onun yokluğunda, o senin varlığını anlamaz bile. O senin için değerliyken, sen onun hayatında kenar süsü olarak durursun. Sen onun için her gece ağlarken, o bunları hiç bilmez. İnsana en çok ne koyar bilirmisin?
Sen ona tüm hayatını hediye ederken, o kendini başkasına hediye eder.

15 Kasım 2013 Cuma

ŞİRK

ŞİRK
Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Salâtü Selâm, Rasûlullah'ın, Ehlinin, Sahabesinin ve de kıyamete kadar, onları dost edinenlerin üzerine olsun...Tevhidin şirkle olan savaşı, Nûh Aleyhisselâm'ın kavmini, putlardan sakındırıp sadece Allah'a ibadete davet ettiği günden beri devam etmektedir.Nûh Aleyhisselâm'dan sonra da Rasüller geldi ve gönderildikleri toplumları yalnız Allah'a ibâdet etmeye davet edip tapınageldikleri şeylerin ibâdete layık olmadıklarını onlara anlattılar. Bu hak batıl mücadelesi, Muhammed (s.a.v) gelinceye kadar da böylece devam etti. Allah Resûlü (s.a.v) kendisine nübüvvet verilmeden önce de çevresinde "sâdıkû'l-emîn/doğru ve güvenilir" olarak bilinmesine rağmen onları tevhide, yalnız Allah'a kul olmaya davet ettiğinde, "yalancılık ve sihirbazlıkla" suçlandı.İşte bu, toplumlarını şirkten arındırarak tevhid inancına çağıran her peygamberin karşılaştığı bir durumdur. Bu mücadele her zaman varolmuştur."Allah, kendisine ortak koşanları bağışlamaz. Bundan öte dilediğine bağışlar. Her kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz büyük bir iftirada bulunmuştur." (Nisâ, 4/48)"Şüphesiz kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun gideceği yer Cehennemdir. Zalimlere orada bir yardımcı da yoktur." (Mâide, 5/72)
Allah azze ve celle'ye karşı açıkça isyanı olduğu için şirk, en büyük bir suçtur. Bu hal üzere ölen kimse ebediyen Cehennemde kalacaktır. (Allah korusun)"Şüphesiz kitap ehli ve müşriklerden Kafir olanlar, Cehennem ateşinde ebedi olarak kalacaklardır. Onlar insanların en kötüleridirler." (Beyyine, 98/6)

Öyleyse şirk nedir?

Şirk; Allah'a zatında, sıfatlarında, hükmünde, ulûhiyet, ibadet veya mülkünde ortağı, dengi bulunduğuna inanmak ve bunu kabul etmektir. Küfür nasıl imanın zıttı ise, şirkte tamamen Tevhidin zıddıdır.
Şirkin Çeşitleri:

1. Büyük Şirk

Bir şeyi Allah'a denk tutup ona ibadet etmek, İlah'mışcasına ona itaâtte bulunmak, hem onun hem de Allah'ın emirlerini denk görerek ortak koşmak, veya o şeyi Allah hükmünün önüne geçirmektir. Bazı hallerde Allah'ın hükümlerinin geçerli olama-yacağına inanmak ta bu kabildendir. Kişi bu durumda geçerli gördüğü kanunları Allah'ın hükümlerine tercih ettiği için bilerek veya bilmeyerek şirke düşmüş olur. Şüphesiz bu kelimenin tek anlamıyla, şirkin en ağırı olup bu durumdaki kimse İslâm'dan çıkmış ve bu durum üzere ölen kimse de ebedî cehennemde kalmak üzere müşrik olarak ölmüştür. (Allah korusun)Bunun da bazı kısımları vardır;

İtaatte Şirk: Hüküm ve egemenlikte şirk

Allah'ın hükmünden başkasını kabul etmek, meşrû görmek veya onun Allah'ın hükmünden üstün yönleri olduğuna inanmaktır. Hüküm ve hakimiyet yalnızca Allah'a has bir haktır. (Hiçbir mahlûkun hükme ehliyeti yoktur. İnsan yalnızca Allah'ın hükümlerini uygulamakla memurdur.)Hüküm yalnız Allah'ındır." (Yûsuf, 12/40Allah'a isyan olan bir ameli helal görecek kadar alim veya şeyhlerine uyanlar (Allah korusun) bu sınıftadırlar.
"(Yahudiler) Allah'ı bırakıp alimlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler." (Tevbe, 9/31)
Allah Resûlü (s.a.v) Tirmîzi'de yer alan sahih bir hadiste bu ayeti Adiy b. Hâtim'e, "Hıristiyanlar, alimleri helali haram, haramı da helal kıldıklarında onlara itaât ediyorlardı. Kim Allah'tan başkasına şeriat koyma, (hayata tümüyle yön verme) hakkı iddia ederse Allah'tan indirileni inkar etmiştir" -şeklinde açıklamış, sonra da şu ayeti okumuştur-, "Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerin ta kendileridirler." (Mâide, 5/44)
Emir ve yasaklama hakkı, sadece Allah'ındır:
"Bilesiniz ki, yaratmak ta, emretmek te O'na mahsustur." (A'raf, 7/54)"Bilesiniz ki, ...O'na mahsustur" ifâdesi, bu hakkın başkasına asla nisbet edilemeyeceğine açık bir delildir. Ayette görüldüğü üzere yaratma ve emretme hakkını, Allah'tan başkasına nisbet eden kimse İslâm milletinin (dininin) dışına çıkmış, müşrik olmuştur.Yarattıkları üzere yegâne tasarruf sahibi olan yalnız Yaratıcıdır, Allah azze ve celle'dir. Yarattıklarının yararına olanı en iyi bilen de sadece O'dur. O'ndan başkası hiç bir şey yaratmamıştır.Allah'tan başkası, yaratılmış olduğundan dolayı acizdir, kendinde bile bilmediği sayısız husus vardır. İnsan bunu bile bilmekten âcizken yaratılmışlara uygun ve yararlı olanı nereden bilebilir ki? Bu da gösteriyor ki, insanlar tarafından hayata bir sistem olarak yön vermesi üzere konulan bütün kanun ve düzenler batıldır. Hiçbirisiyle hüküm vermek asla câiz değildir. Hakimiyet ancak Allah'ındır, O'ndan başkasının, kendinden bir hüküm getirme hakkı asla yoktur. (En maddesel konularda bile insan, dün inkar ettiğini bugün ikrar veya dün ikrar ettiğini bugün inkar ediyorsa bu âciz haliyle -Yaratıcısını ve de O'nun hükümlerini inkar ederek- ortaya koyacağı hayat sistemi elbette batıl olacak ve elbette her şeyi ilmiyle kuşatan hiçbir noksanlığı olmayan yüceler yücesi Allah'ın kanunları yegâne, alternatifsiz doğrular olacaktır). Allah'tan başkasının kanunlarına Kur'âni ifadeyle, "Cahiliyye hükümleriyle hükmetme" denilmektedir. Burada Allah azze ve celle, kendi hükmü dışında geçerli veya hayırlı olabilecek bir hükmün olmadığını açık ve kesin olarak bildirmiştir.
Allah'tan başkasına emretme, yasaklama, helal ve haram kılma, kanun koyma ve hakimiyet hakkını başkasına verme gibi haller tevhidi bozar. Bu konuda Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:
"Hükm/Egemenlik yalnız Allah'a mahsustur. O sadece kendisine kul olmayı emretti. Dosdoğru din ancak budur." (Yusuf, 40)
Şirkin en büyük biçimi Allah'ın indirmediği ile insanlar arasında hüküm vermektir.Tevhidi bilmeyenler, her ne kadar yerin ve göklerin bir sahibi, yağmuru yağdıran, dünyayı yaratan ve yöneten bir ilâhın olduğunu kabul etseler de; hâkimiyet, sosyal hayatın düzenlenmesi, ibâdet, helâl haram (yasak-serbest) gibi konularda kendi hevâlarına veya egemen güçlerin isteklerine ve tâğûtî yasalara uyarlar. Böyle kimseler ve topluluklar, zamanla birtakım varlıkları ve güçleri ilâhlaştırarak, onlara aşırı saygı göstermeye, bazılarının yardımını alabilmek için, bazılarının da kötülüğünden kurtulmak için onlar adına uydurulmuş putlara veya ilkelere tapınırlar. Allah'ın haram kıldığı (yasak dediği) haram, helal kıldığı (serbest dediği) helaldir. Allah'ın helal kıldığı şeyi yasaklayan veya haram kıldığı şeyi serbest bırakan kişi, merci, meclis, konsey gibi kurum ve kuruluşlara tabi olanlar ve itaat edenler, onlara ibadet etmiş olurlar.
"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir." (Maide, 44)
Tıpkı Allah'ın eşsiz ve benzersiz olması gibi, O'nun hükmünün de eşi ve benzeri yoktur.Kur'ân-ı Kerim, genel olarak bütün beşeri hakimiyetleri her türlüsüyle reddederken, bu hakimiyet anlayışlarının ortaya çıkardığı pratikleri kendisine konu edinerek reddeder. Çünkü hakimiyet anlayışının pratiğe yansıyan yönü, düzenleyici bir takım hükümler koymaktır, bir takım değer yargıları belirlemektir.O bakımdan Kur'ân-ı Kerim, Allah'ın izin vermediği her türlü yasamayı, Allah'a ortak koşmak olarak kabul eder. (eş-Şûrâ,42/21) Çünkü yasa koymak, egemenlik anlayışının ve bu anlayışın kullanılmasının açık ifadesidir. Dillerin yalan yere helal ve haram olarak hükümler koyarak eşyaya ilişkin nitelendirmelerini, hem yalan, hem de Allah'a bir iftira olarak değerlendirmektedir. (el- En'âm,6/138-140; en-Nahl,16/116)
 —

İntihar Eden Kişi

İntihar Eden Kişi

Cündüb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizden önceki ümmetler içinde bir kimsenin bir yarası vardı. Bu kimse yaranın elemine sabırsızlık ederek bir bıçak aldı ve onunla elini kesti. Bunun üzerine kan durmadı ve nihayet adam öldü.

Allah-u Teâlâ:

‘Kulum kendini öldürmede benim önüme geçti! Ben de ona cenneti haram ettim! buyurdu.”

Buhari 3272, Müslim 113/180

ZİNA

Zina İle İlgili Konular

(38) Zina Bir Çok Hastalıklara Sebeptir

(72) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ey muhacirler topluluğu! Beş şeyle imtihan olduğunuz vakit haliniz nicedir? O beş şeye erişmenizden Allah’a sığınırım!

Herhangi bir toplum içerisinde, fuhşiyat zahir olur da nihayet onlar onu aleni hale getirirlerse, mutlaka onların arasında veba ve geçmiş kavimlerde emsali görülmemiş hastalıklar ve dertler yayılır!

Herhangi bir toplum, ölçü ve tartıyı noksanlaştırdığında, mutlaka kıtlık, şiddetli geçim sıkıntısı ve devlet idarecilerinin zulmü ile muaheze olunurlar!

Herhangi bir toplum, mallarının zekâtını vermediğinde, mutlaka gökten yağmurları engellenir. Hayvanlar olmasaydı kendilerine yağmur yağdırılmazdı!

Herhangi bir toplum, Allah’ın ahdini ve Rasulünün ahdini bozarsa, mutlaka Allah onların üzerine, kendilerinden başka bir düşman musallat eder de düşmanları, onların ellerinde bulunan şeyleri nimetlerin bazısını alır!

Herhangi bir toplumun imamları devlet idarecileri, Allah’ın Kitabı ile hükmetmez ve Allah’ın indirdiği hükümlerde muhayyermiş gibi hareket ederse, mutlaka Allah sıkıntılarını kendi aralarında kılar!’ buyurdu.”

İbni Mace 4019, Albani Sahiha 106

(39) Zina Eden Mü’min Olarak Zina Etmez!

(73) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Zinakar zina ettiği vakit, mü’min olarak zina etmez! İçki içen içki içtiği zaman, mü’min olarak içki içmez! Hırsızlık eden çaldığı vakit mü’min olarak çalmaz! Yağmacılık eden, insanlara kendisine gözlerini dikmişken mü’min olarak yağmacılık etmez!’ buyurdu.”

Buhari (Rahmetullahi Aleyh) dedi ki:

−Bunun tefsiri: Kişi bu fiilleri yaparken ondan çıkartılır. Ondan çıkartılır ifadesiyle imanı kast ediyordu.

Buhari 2475, Müslim 100/57, Menahi 3/400

(74) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bir kişi zina ettiği zaman, iman ondan çıkar ve başının üzerinde şemsiye gibi durur. Kişi zina etmekten vazgeçtiğinde iman ona döner’ buyurdu.”

Ebu Davud 4690, Albani Sahiha 5089, Albani Mişkat 60

(40) Zina Beyyine veya Hamilelik Yahut İtirafla Sabitleşir

(75) Süleyman bin Bureyde babası Bureyde’den şunları tahdis etti:

“Gamidîli bir kadın gelip:

−Ya Rasulallah! Ben zina yaptım! beni temizle dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu geri çevirdi.

Ertesi gün olunca:

−Ya Rasulallah! Beni neden geri çeviriyorsun? Her halde sen Maiz’i geri çevirdiğin gibi beni de geri çevireceksin. Vallahi ben kesin hamileyim! dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Eğer değilse çocuğu doğurana kadar git’ buyurdu.

Kadın doğurunca, çocuğu bir bezin içerisinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirdi ve:

−İşte çocuğu doğurdum dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Git onu sütten kesene kadar onu emzir’ buyurdu.

Kadın çocuğu sütten kestiğinde elinde bir ekmek parçası olduğu halde onu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirdi ve:

−Ey Allah’ın Nebisi! İşte bu çocuğu sütten kestim, o ekmek yer de oldu dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuğu Müslümanlardan bir adama verdi. Sonra kadının recm edilmesini emretti de kadın için göğsüne kadar bir çukur kazıldı. İnsanlara emretti, onlar da kadını recm ettiler.”

Müslim 1695/23

(76) Cabir bin Semure (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Ben, Maiz bin Malik Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına getirildiğinde gördüm. O sert yapılı kısa boylu bir adamdı, üzerinde ridası da yoktu. Kendi nefsi aleyhine zina yaptığına dört kere şahitlik yaptı.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Her halde sen şunları, şunları yapmışındır?’ buyurdu.

Maiz bin Malik:

−Hayır, vallahi aşağılık olmada sonuncu olan zina etmiştir dedi.

Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

−Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu recm etti.

Sonra ayağa kalkıp bir hutbe irat ederek:

−‘Dikkat ediniz! Bizler her ne zaman, Allah yolunda gaziler olarak seferber olsak, onlardan tekenin çiftleşme esnasında çıkardığı gibi ses çıkaran biri geri kalıyor bizim ailelerimizin arasında barınıyor. Bu kimse şehvetine bedel kadınlara az bir şey hediye ediyor onları aldatıyor. Ama Allah’a yemin ediyorum ki, Allah onlardan biri üzerine bana imkân verirse ve bu çirkin fiili yapmış olarak bana getirilirse şüphesiz ona âlemlere ibret olacak ağır bir ceza vereceğim!’ buyurdu.”

Müslim 1692/17, 18